<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?><rss version="0.92">
<channel>
	<title>Hamilelik Gebelik Dogum Bebek Anne Çocuk ve Aile portalı</title>
	<link>http://www.bizesorun.com</link>
	<description>Bize Sorun Bebek, Çocuk ve Aile portalı</description>
	  <language>tr</language>
  <copyright>(C) www.bizesorun.com</copyright>

  
	<lastBuildDate>Wed, 10 Aug 2011 20:10:20 +0200</lastBuildDate>
	<docs>http://backend.userland.com/rss092</docs>
	
	<item>
		<title>Bol su için, rahat zayıflayın</title>
		<description><![CDATA[Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Sert, kış aylarının hareketsiz yaşamının hemen hemen herkeste kilo sorununa neden olduğunu ancak, bilinçli bir diyetle bunlardan kurtulmanın mümkün olduğunu bildirdi.<br />
<br />
Sert, &amp;#8220;Artist diyeti&amp;#8221; diye tabir edilen yöntemlerle adeta aç kalarak zayıflamanın vücut metabolizmasını bozduğunu, genç kız ve kadınlarda başta adet düzensizliği olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığını, halsizlik, bitkinlik ve buna bağlı olarak ruhsal sorunları da beraberinde getirdiğini vurguladı.<br />
<br />
En ideal kilo verme yönteminin su, sebze ve meyve ağırlıklı diyet olduğunu ifade eden Sert, &amp;#8220;Bu arada karbonhidratlar da tamamen kesilmemeli. Belirli ölçülerde yenerek vücudun karbonhidrat ihtiyacı da karşılanmalı&amp;#8221; dedi.<br />
<br />
Sert, diyetin en önemli unsurunun bol su içmek olduğuna dikkati çekerek, &amp;#8220;Sağlık için büyük önem taşıyan, insanların içmeden sadece 3-4 gün yaşayabildiği su asla ihmal edilmemeli&amp;#8221; dedi.<br />
<br />
Vücut susuz kaldığında, kanın yoğunlaştığını ve bunun da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden olduğunu ifade eden Sert, şunları söyledi: &amp;#8220;Su miktarında azalma oldukça, vücutta depolanan yağ miktarı da artmaya başlar. Çünkü, böbrekler yeterli miktarda su almazlarsa, iyi çalışmazlar, bu görev de karaciğerin olur. Karaciğer böbreklerin görevini üstlendiğinde ise daha az yağı enerjiye dönüştürür. Bu da zayıflamayı son derece olumsuz etkiler&amp;#8221; dedi.<br />
<br />
Sert, insanın kendini zinde hissetmesi için günde 2.5 litre suya ihtiyacı bulunduğunu vurgulayarak, &amp;#8220;Vücudunuzun su ihtiyacının karşılanıp karşılanmadığını da idrarın renginden öğrenmek mümkün. İdrar sarı renkteyse vücut suya açtır, beyaz renkteyse su ihtiyacı tatmin edilmiştir&amp;#8221; dedi.<br />
<br />
Suyun kararında olanı fayda getirirken aşırısını da önermediklerini vurgulayan Sert, &amp;#8220;Çünkü, içtiğiniz su miktarı çok aşırıya kaçarsa, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü böbrekler aşırı çalışır ve sık sık tuvalete çıkmanıza neden olup, vücudunuzdaki kalsiyumu atar&amp;#8221; diye konuştu.<br />
<br />
Sert, suyun yanı sıra sağlıklı zayıflama için meyve ve sebzelerin de vazgeçilmezler arasında olduğunu ifade ederek, &amp;#8220;Büyük oranda lif içeren sebze ve meyveler kişiyi tok tutar, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Bunun yanı sıra çeşitli araştırmalar, lifli gıdaların tüketiminin bağırsak kanseri riskini de azalttığını ortaya koymuştur&amp;#8221; dedi.<br />
<br />
Hızlı kilo vermenin de doğru olmadığını savunan Sert, haftada en fazla bir kilo verilebileceğini, aşırıya kaçılması halinde vücut metabolizmasının bozulacağını sözlerine ekledi. <br />
<br />
 <br />
 <br />
  <br />
  <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Kilo vermenin 50 yolu</title>
		<description><![CDATA[Sürekli bir diyeti bırakıp başkasına mı başlıyorsunuz? Peki buna rağmen değil bir kilo 100 gram bile veremiyor musunuz? O halde size önerimiz diyet kelimesini kesinlikle unutup küçük ayrıntılara özen göstererek fazlalıklarınızdan kurtulmanız.<br />
<br />
&quot;Bir dirhem et bin ayıp örter&quot; anlayışının tarihte kaldığını hepimiz biliyoruz. Ama dirhem dirhem vererek mutluluk veren bir bedene sahip olmak çok zor değil. Kilo vermek için 50 farklı değişiklikle formda vücuda bir adım daha yaklaşabilir, sağlıklı ve zayıf olmanın tadına varabilirsiniz.<br />
<br />
İşte uygulaması kolay, oyun haline getirip zevkle deneyeceğiniz minik ipuçları: <br />
<br />
1-Tamamen unutun<br />
Sık yediğiniz, yağ oranı yüksek bir yiyeceği seçin ve onu 40 gün için tamamen unutun. Bu süre sonunda o yiyeceğin tadı ağzınızdan silinecektir.<br />
<br />
2- Aynı tadı verenler arasında her zaman daha düşük kalorilisini seçin<br />
Örnek: Portakal suyu (l fincan 110 kalori) yerine domates suyu (l fincan 45 kalori) için. Yarım bardak vişne suyunu yarım bardak soda ile karıştırdığınızda kalorisi yüzde 50 düşer.<br />
<br />
3-Su için<br />
Daha fazla su içmeye başlamalısınız. Günde en az 8 bardak su içerek işe başlayabilirsiniz. Eğer böyle bir alışkanlığınız yoksa yanınızdan küçük bir su şişesini ayırmayın, bu şişeyi her gördüğünüzde içmek aklınıza gelecektir.<br />
<br />
4-Sosları unutun<br />
Salatanıza bir miktar lezzet katmak için döktüğünüz soslar kilo almanıza neden olur. Bu nedenle salata sosu yerine biraz baharat ve bir tatlı kaşığı zeytinyağını salatanıza ekleyebilirsiniz.<br />
<br />
5-Yemeğin ardından yatağa girmeyin<br />
Kilo almamak için özellikle akşam yemeğinden hemen sonra yatma alışkanlığından kurtulun, mümkünse akşam altıdan sonra meyve dışında bir şey yemeyin. Gece atıştırmalarından da kurtulun.<br />
<br />
6-Sık yiyin<br />
Kilo vermek isteyenlerin düştüğü yanılgılardan biri de çok sık yemek yemenin kilo verdirmeyeceği inancıdır fakat bu yanlıştır. Çünkü beş altı saatte bir mideyi boş bırakmamak metabolizmanızın hızlı çalışmasına neden olur. Bu nedenle az az ve sık sık yemelisiniz.<br />
<br />
7-Süt için<br />
Günde üç ya da dört defa süt ve yoğurt ya da peynir gibi süt ürünlerini tüketen kadınlar, tüketmeyenlere oranla yüzde 70 daha fazla yağ yakarlar. Çünkü kalsiyum metabolizmayı hızlandırırken vücuda daha fazla yağ yakması için komut vermiş olur. Bu ürünlerin light olanları ile zayıflama hızınızı arttırabilirsiniz.<br />
<br />
8-İyi bir uyku<br />
Yapılan araştırmalara göre geceleri dört saatten az uyuyan kişiler daha çok uyuyanlara oranla kilo alırlar. Çünkü yorgun bir vücut, normal günde yakılan enerjiyi yakamaz ve metabolizması yavaşlar. Bunun için hergün uykunuzu düzenli almaya dikkat etmelisiniz. <br />
<br />
9-Stresi yenin<br />
Stresli bir yaşam kilo almanın nedenlerindendir çünkü stresli olduğunuz dönemlerde vücudunuz stres hormonları salgılar ve bu hormanlar karın bölgesindeki yağ depolanmasını sağlayan hücrelerin büyümesine neden olur. Stresi yenmek için sosyal aktivitelerde bulunmalı, kendinizi rahatlatmalısınız. <br />
<br />
10-Hazır yemekleri unutun<br />
Hızlı ve çabuk yemek yapmak için aldığınız dondurulmuş gıdalar ya da hazır yemekler içerdikleri katkı maddeleri nediyle kilo aldırır. Bu nedenle taze sebzeleri pişirmeyi tercih etmelisiniz.<br />
<br />
11-Lifli yiyecekleri tüketin<br />
Çok lifli besinler doyduğunuz hissini verir ve çabuk acıkmanıza engel olur. Beyaz ekmek yerine kepeklisini, beyaz pirinç yerine esmerini tüketin. Lif oranı yüksek mercimek, kuru fasulye, nohut gibi gıdalara önelik verin. Elbette sebzeleri unutmayın.<br />
<br />
12- Atıştırmayı bırakın<br />
Arabanın içinda atıştırıyor musunuz? Telefonla konuşurken bir şeyler yiyor musunuz? Vazgeçin...<br />
<br />
13- Buzdolabınıza baskın yapın<br />
Bu baskın her zamanki gibi, birşeyler atıştırmak için olmasın. Buzdolabının kıyısında kösesinde kalmış bol kalorili yiyecekleri atın.Mutfak dolabınızdaki yağlı cipsleri, mısır gevreklerini ve kuru yemişleri atın. Mutfağınızda sizin için kötü olan bütün yiyecekleri, önümüzdeki 30 gün için, belki de ebediyyen yasaklayın.<br />
<br />
14- Daha çok su ve soda<br />
Alkolün yerine su ve soda içmeye özen gösterin. Vücudunuzdaki yağ parçacıklarının kaybolduğunu göreceksiniz. <br />
. <br />
15- Çikolata yeme isteğinizi bastırın <br />
Eğer adet öncesi dönemdeyseniz, çikolata yeme isteğinizi kesinlikle engelleyemiyorsanız, küçük mini barlardan alın veya şekersiz, sıcak kakao, yağsız puding kullanın.<br />
<br />
16- İşkolik olun<br />
Gelecek ay şirketin yemekhanesine girmeme kararı alın. Kahve ve çay içmek için ya da kendi getirdiğiniz sandviçi yemenin dışında... Şirketteki doğumgünü ve partilerde şerefe kaldırdığınız kadehin içinde soda olsun.<br />
<br />
17- Kremayı kesin<br />
Bir sinema yıldızı, içinde krema kelimesi olan hiç birşeyi yemediğini söylüyor. Kremalı pasta, kremalı çorba gibi. Çünkü o, krema demenin yağ demek olduğunu biliyor. Bunun tek istisnası, yağsız krem peynir demektir.<br />
<br />
18- Kalorileri azaltın<br />
Kalorileri azaltmayı bir oyun haline getirin. Bugün yediklerinizin kalori miktarını hesaplayın, yarın bundan 50 kalori düşün. Öbür gün bir 50 kalori daha düşün. Günde 1200 kalorinin altına düşmemeye dikkat edin.<br />
<br />
19- Kahvaltı edin<br />
Hiçbir zaman kahvaltıları atlamayın. Yağsız yoğurdun içine muzu dilimleyin. Pişmiş yulafın içine kuru üzüm koyup yemeyi deneyin.<br />
<br />
20- Dans edin<br />
Evde müzik dinleyin. Hareketli müzik tercih edin ve eşliğinde dans etmeyi ihmal etmeyin.<br />
<br />
21- Asansöre binmeyin<br />
Önünüze gelen her merdiveni egzersiz yapacağınız bir fırsat olarak düşünün, istediğiniz kiloya gelinceye kadar asansöre binmeyi aklınıza bile getirmeyin.<br />
<br />
22- Diyet içecekler<br />
Diyet içeceklerden uzak durmalısınız. Bu tür içeceklerin içlerinde yapay tatlandırıcı bulunur. Onlar yerine portakal, elma gibi sağlıklı meyve sularından içmelisiniz. Hem sağlığınız açısından hem de kilo açısından birçok uzman diyet içeceklerin içilmemesini tavsiye ediyor. <br />
<br />
23- Yavaş yemek yiyin<br />
Fazla kilolular, hızlı yemek yiyenlerdir. Arkadaşlarınızla veya ailenizle ne zaman yemek yerseniz yiyin, yemeği en son bitiren kişi siz olun.<br />
<br />
24- Sıkı gelen giysilerinizi deneyin<br />
Her sabah kalktığınızda ilk işiniz üzerinize dar gelen pantolon veya şortları denemek olsun. Bu yiyeceğinize dikkat etmekte, sizi gün boyu motive edecektir.<br />
<br />
25- Hayallerinizi kutulayın <br />
İstediğiniz kiloya indiğinizde yapmayı planladığınız herşeyi hatırlatacak bütün fotoğrafları, reklamları, yazıları kesip bir kutunun içine koyun. Birşeyler atıştırmak istediğinizde ya da jimnastik yapmaya hevesli olmadığınızda kutuyu açıp bakın.<br />
<br />
26- Yatak odasını yiyeceğe kapatın<br />
Eğer sizde pek çoğunuz gibi yatak odası dahil, evin her tarafında atıştırıyorsanız, bunu bir kere daha düşünün. Ne kadar çok yerde yemek yemek için kendinize izin veriyorsanız, o kadar çok yemek yiyorsunuz demektir. Bir süre için yemek saatlerinde, yemek odası dışında diğer yerlerde yemek yemeyi kendinize yasaklayın. <br />
<br />
27- Kendinizi ödüllendirin<br />
En çok sahip olmak istediğiniz 5 eşyanın listesini yapın. Her l kilo verdiğinizde ve bunu bir hafta koruduğunuzda,kendinize listedeki bir şeyi satın alın.<br />
<br />
28- Tasarruf yapın<br />
Gerçekten ihtiyacınız olmayan bir şeyi ne zaman yemek isterseniz, ona vereceğiniz parayı bir kavanozun içine atın. Birkaç hafta sonra paraların çokluğu size ne kadar çok şey yemediğinizi hatırlatacak ve bu para ile kendinize bir hediye alabileceksiniz.<br />
<br />
29- Aşka dair duygularınızı canlı tutun<br />
Tutku, kiloları eritir. İkiniz korkmadan restoranlara gitmeye başlayabilirsiniz. Çünkü, aşıkken kim yiyecekleri düşünebilir ki?<br />
<br />
30- Abur cubur yemeyin<br />
Verilecek 2-3 kilo bir yanda, kilolarınıza kilo katacak abur cuburlar diğer yanda ve siz bugüne kadar hiç aç kalmasanız da bunlardan bir türlü uzak kalamadınız. Bütün gün yapacaklarınızı planlayın. Sinemaya gidin, yürüyün, kendinizi bir romanın içine gömün ve şekerleme yapın. Ne yaparsanız yapın, yeter ki buzdolabından uzak durun. <br />
<br />
31- Mayonuzu giyin<br />
Yılın hangi mevsimi olursa olsun, özellikle yaza yaklaştığımız şu günlerde her gün birkaç kez mayonuzu giyerek boy aynasının karşısına geçin. Bu daha fazla egzersiz yapmanız ve hedefe kilitlenmeniz için size ivme kazandırır.<br />
<br />
32- Egzersiz yapın <br />
Egzersiz yapmaya vakit ayırmak size zor gelse de kilo vermek için mutkaka hareket etmeniz gerektiğini unutmamalısınız. Hiçbir şey yapamıyorsanız evdeki duvarlardan yardım alabilirsiniz. 5-10 dakika boyunca kalçanızla duvara çok sert olmadan vurun. Bu kolay ve basit bir egzersiz yöntemidir. Egzersiz yaptığınız sırada televizyon ya da CD`den evde spor yapmanıza yardımcı olacak programlarını izleyebilirsiniz. Böylece neyi, nasıl yapacağınızı bilirsiniz. <br />
<br />
33 -Ev işleri <br />
Ev işleriyle ne kadar meşgul olursanız o kadar çabuk kilo verirsiniz. Çamaşır, bulaşık, yemek, çocuklarla elinizden geldiğince çok uğraşmaya bakın. Böylece sürekli hareket halinde olursunuz.<br />
<br />
34- Porsiyonlarınızı küçültün <br />
Tabağınıza konulan yemeğin hepsini bitirmek kötü bir alışkanlığınızsa bundan kurtulmak için küçük tabaklarda yemek yiyerek işe başlamalısınız. Bu göz kandırmacasıyla büyük tabaklarda yediğinizden daha az yemek yer ve tabağınızdakilerin arkanızdan ağlamamasına da olanak tanırsınız. Ayrıca tabağınıza ne kadar az yemek koyarsanız o kadar az yersiniz. <br />
<br />
35- Kahvaltıyı atlamayın<br />
Kahvaltı günün en önemli öğünüdür çünkü uyuduğunuz zaman yavaşlayan metabolizmanız tekrar bir şeyler yiyene kadar eski haline dönemez. Güne kahvaltı ile başlayanlar kahvaltı yapmayanlara oranla çok daha fazla kalori yakarlar. Çünkü kahvaltı kasları çalıştırır ve çalışan kaslar kalori yakılmasını sağlar. <br />
<br />
36- Meyve yiyin<br />
Yemek yedikten bir ya da iki saat sonra tekrar acıkıyorsanız atıştırmak için meyve yiyebilirsiniz. Meyve bir sonraki öğüne kadar sizin tok hissetmenizi sağlayacaktır. <br />
<br />
37- Etiketleri okuyun<br />
Etiketleri okuma alışkanlığı kazanmalısınız. Hangi ürünün içinde hangi yararlı ve hangi kilo aldırıcı madde var, bunların bilgilerini okursanız daha sağlıklı beslenirsiniz.<br />
<br />
38- Kola ve soda gibi asitli içecekleri tüketmekten vazgeçin. <br />
Bunun yerine taze sıkılmış meyve sularını içmeye gayret edin. Kırmızı etten uzak durun.<br />
<br />
39-Çok fazla kırmızı et tüketmek kilo vermenizi engeller bu nedenle tavuk, balık, hindi gibi beyaz et tüketmeye dikkat edin. <br />
<br />
40-Kızartma yerine haşlama<br />
Kızartarak yapılan yemekler yerine haşlanmış, ızgara yapılmış ya da fırında pişmiş yemekleri yemelisiniz.<br />
<br />
41- Fast food<br />
Modern çağın yiyeceği olarak kabul edilen hamburger, patates kızartması gibi fast food tarzı yiyecekleri yememelisiniz. Bunlardan uzak kalırsanız daha kolay kilo verirsiniz.<br />
<br />
42- Vücudunuzu tanıyın<br />
Hangi yiyeceklerin metabolizmanıza zarar verdiğini hangilerinin hızlandırdığını bilirseniz daha kolay kilo verebilirsiniz.<br />
<br />
43-Yemek başlangıcı<br />
Yemeğe çorba ya da salata ile başlamanız açlığınızın bastırılmasını sağlar. Böylece ana yemekten daha az yersiniz. Özellikle sebze çorbaları (domates, brokoli vs.) tok hissetmenizi sağlar. <br />
<br />
44-Yemekten sonra<br />
Yemekten sonra tatlı yeme alışkanlığınızın önüne meyve yiyerek geçebilirsiniz böylece tatlı yeme isteğinizi de azaltmış olursunuz.<br />
<br />
45-Göz zevkine önem verin<br />
Salata yemeyi sevmiyorsanız kendinize şık bir salata tabağı alın ve salatalarınızı bu tabakta yiyin. Hem göz zevkiniz hem de kilolarınız için daha yararlı olacaktır.<br />
<br />
46-Şekeri unutun<br />
Şekerli besinler kan sekerinin kısa sürede artmasına ya da düşmesine neden olur. Bu nedenle tatlı yedikten sonra tekrar tatlı yeme ihtiyacı duyarız. Şekerin fazlası vücutta yağ olarak depolandığı için mümkün olduğunca az tüketilmelidir.<br />
<br />
47-Tuzu kesin<br />
Tuz, vücutta su tutulmasına neden olur ve şişkinlik hissi yaratır. Ayrıca tuzun iştah açıcı bir özelliği olduğundan, sofrada tuz kullanmamak ve pişmiş yemeklere fazladan tuz eklememek gerekir.<br />
<br />
48-Dışarıda yemeyin<br />
Restoranlarda ya da ev dışında yenilen yemekler kilo aldırıcı olabilir. Bu nedenle dışarıda yemek zorunda kaldığınız zamanlarda salata ya da ızgara yemekleri yiyin.<br />
<br />
49-Alışverişte kendinizi kaybetmeyin<br />
Market alışverişine çıktığınızda aç olmamaya dikkat edin çünkü aç olduğunuzda canınız her şeyi almak ister ve eve geldiğinizde dolabınızın zararlı yiyeceklerle dolduğunu görürsünüz. Böyle bir dolaba karşı koymak ise zordur. Bu nedenle tok bir şekilde sağlıklı yiyecekler almaya ve bir liste yapıp o listeden dışarı çıkmamaya dikkat edin.<br />
<br />
50-Sofraya oturun<br />
Yemek vaktinde mutlaka sofraya oturun çünkü ayakta ya da televizyon karşısında yemek yediğinizde doyduğunuzu anlamaz ve daha çok yersiniz.<br />
<br />
DİĞER ÖNERİLER<br />
<br />
Hırs yapın<br />
Bir türlü kilo veremiyorsanız çok beğendiğiniz bir elbisenin bir beden küçüğünü alın ve görebileceğiniz bir yere asın. Kendinize aldığınız elbisenin içine gireceğinize dair söz verin.<br />
<br />
Mutfağınızı düzenleyin<br />
Kilo almamaka için mutfak tezgâhı üzerinde durmasına alıştığınız abur cubur yiyecekleri ortadan kaldırın. Bu yiyecekleri görmediğiniz sürece aklınıza çok fazla gelmeyecektir. <br />
<br />
Dişlerinizi fırçalayın<br />
Yemek yedikten sonra dişlerinizi fırçalamayı alışkanlık haline getirirseniz ağzınızda kalan ferahlık duygusuyla bir süre yemek yemek istemezsiniz.<br />
<br />
Yavaş yiyin<br />
Hızlı yemek yemek kilo aldırır bu nedenle lokmaları iyice çiğnemeye özen gösterin. Hızlı yediğinizde doyduğunuzu anlamayabilirsiniz.<br />
<br />
Oyalanmanın yollarını bulun<br />
Açlık hissettiğinizde meşgul olmanızı sağlayacak bir şeylerle ilgilenin. Hobiler edinin ya da kendinizi işe verin. Böylece yemek yemek aklınıza gelmez. <br />
<br />
Evinizi çocuklara açın<br />
Komşunuzun ya da bir yakınınızın çocuğunu arada sırada evinize konuk edip onunla ilgilenin, oyunlar oynayın. Bu hem daha fazla kalori yakmanıza, hem de duygusal olarak formda kalmanıza yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Hürriyet <br />
<br />
 <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>&quot;Aileler internet konusunda dikkatli olmalı&quot;</title>
		<description><![CDATA[<br />
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Turla, internet üzerinden çocuk istismarının 2003 yılında bu yana 4 kat arttığını belirterek, &quot;Aileler internet konusunda dikkatli olmalı&quot; dedi.<br />
<br />
Yrd. Doç. Dr. Turla, yaptığı açıklamada, çocuk pornografisinin alınan bütün önlemlere ve yasal mevzuatta arttırılan cezalara rağmen &quot;kanayan yara&quot; olma özelliğini koruduğunu belirtti.<br />
<br />
Konunun üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğini vurgulayan Turla, internetin hayata getirdiği kolaylıkların yanı sıra özellikle çocuklar için birçok sakıncaları da bulunduğuna işaret etti.<br />
<br />
Alınan önlemlere rağmen çocukların müstehcen yayın içeren internet sitelerine kolaylıkla ulaşılabildiğini söyleyen Turla, kasıtlı olarak girilmese bile, web adreslerinin yanlış yazılması, arama motorlarında istenmeden çıkan adresler ya da elektronik postalara gelen adresler üzerinden bu tür sitelerle çocukların karşılaşabildiğini anlattı.<br />
<br />
Turla, çocuğun yaşına uygun olmayan cinsel objelerle karşılaşmasının ruhsal gelişimini kötü yönde etkileyebileceğini ve çocukların sık gördükleri bir şeyi normal olarak algılayabileceklerine kaydetti.<br />
<br />
&quot;İnternet üzerinden çocuk istismarı 2003&amp;#8217;ten bu yana 4 kat arttı, aileler internet konusunda dikkatli olmalı&quot; diyen Turla, merkezi İngiltere&amp;#8217;de bulunan İnternet İzleme Vakfı verilerine göre, internet üzerinden çocuk istismarının 2003&amp;#8217;ten bu yana 4 kat arttığını ve geçen yıl yasa dışı içeriği olan sitelerle ilgili 32 bin bildirimde<br />
bulunulduğunu, bu sayının bir önceki yıla göre yüzde 34 artışı ifade ettiğini kaydetti.<br />
<br />
Ülkemizde son düzenlemelerden sonra cezaların caydırıcı özelliği olduğunu ifade eden Turla, şöyle konuştu:<br />
&quot;Mart ayında Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından verilen kararda bilgisayarında çocuk ve hayvan pornosuna ait 23 bin fotoğraf ve 550&amp;#8217;nin üzerinde video bulunduran sanığın, 5 yıla kadar hapis ile yargılanması gerektiğine karar verildi. Bu karar hukuksal yaklaşımlarımızdaki değişime iyi bir örnektir.&quot;<br />
<br />
İNTERNET KAFELERDE ÖNEM<br />
İnternet üzerinden işlenen suçların tespitinin zor olduğunu, ancak gelişen teknolojiyle güvenlik birimlerinin bu konuda hassas çalışmalar yürüttüğünün altını çizen Turla, özellikle internet kafe gibi toplu bağlantıların gerçekleştirildiği yerlerde daha sıkı önlemler alınması gerektiğini vurguladı.<br />
<br />
Bireysel kullanıcılar için TTnet tarafından aile koruma şifresi hizmetinin verilmesini yerinde bir uygulama olarak değerlendiren Turla, Türkiye&amp;#8217;deki servis sağlayıcıların ABD&amp;#8217;de olduğu gibi ellerine geçen çocuk pornolarını rapor etmek zorunluluğu getirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.<br />
<br />
&quot;BİLGİSAYARLAR EVDE ORTAK KULLANILAN ALANLARA KOYULMALI&quot;<br />
Aileler için bilgilendirme ve eğitim çalışmalarına önem verilmesi gerektiğini dile getiren Turla, ailelerin çocuklarının internette geçirdikleri zamana sınırlama getirmeleri gerektiğini belirtti.<br />
<br />
Ailelere evde internete girilebilen bilgisayarlarını salon gibi herkesin<br />
beraber bulunduğu yere koymalarını isteyen Turla, ayrıca bilgisayarlara<br />
kurulumu gayet basit olan ve internet üzerinden ücretsiz olarak temin<br />
edilebilen &quot;anne-baba kontrol programı&quot; yüklemelerini tavsiye etti. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Yazar:<br />
Kaynak:Milliyet <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Çocuk ve Tatil</title>
		<description><![CDATA[Çocuklarımızın tatilden ne bekleyebileceklerini düşündüğümüzde aslında hepimizin içinde bu beklentilerimizi sakladığımız ve çok da ifade etmediğimiz gizli bir düşü hatırlamamız yerinde olacaktır. Tatil özellikle de uzunca bir tatil, erken kalkma zorunluluğunun, hızla giyinme telaşının, sınırlı televizyon izleme sorununun bulunmadığı &amp;#8220;rahatlığı&amp;#8221; sunacaktır bizlere ve çocuklarımıza. Ancak uzunca tatilleri çocuklarımıza beklentilerine ulaşacakları ortama dönüştürerek sunabilir isek bu tatilden maksimum yararı da elde etmelerini sağlamalarında önemli bir şeyi gerçekleştirmiş olacağımızı unutmamak gerekir. Bunu yaparken de elbette yaşam koşullarımızın elverdiği ölçüde bu olanakları onlara sunabileceğimizi de mutlak bilmeleri gereklidir. <br />
<br />
Tatil hemen her çocuğa oyunu ve eğlenmeyi ifade eder. Ancak ebeveynler olarak bu zamanı birlikte geçireceğimiz biçimde organize edersek karşılıklı diyalog ve beklentilerimizi ifade edebilme olanaklarının pozitif yönde artacağını unutmamamız gerekir. Bazen onlara ufacık bir oyuncak seçerken bile onun en çok zaman geçireceği oyuncaklarından biri olacak biçimde düşünerek hareket etmemiz doğru olacaktır. Hiç ilgisini yöneltmeyeceği şeyleri onlara sunarsak anlaşılmadığı hissine kapılacaktır.<br />
<br />
Çocuklara karşı anne babalar olarak ne olursa olsun dürüst davranmalı hayatımızda ne kadar önemli yerleri olduğunu ifade etmeliyiz. Onun çok istediği hayallerin belki bu tatilde gerçekleşme durumu olmayabilir ama bunu tüm gerçekliğiyle sunabilmemiz yararlı olacaktır. Çocukların mutluluğunu pahalı oyuncak ya da etkinliklere bağlamak onları yalnızlığa iter. Onların ve bizim birbirimizden neler beklediğimizi rahatlıkla ifade edebileceğimiz aile yapıları en sağlıklı olanlardır. <br />
<br />
Çocuklarımızdan yaşamlarına ilişkin beklentilerimizi birlikte yaşadığımız mutlu anlarda tatlı bir ses tonu ile dile getirmemiz bu alanda atacağı adımların daha gerçekçi olmasını sağlayacaktır. Bazen bunu kısa bir yürüyüş, bazen de birlikte yaptığımız resim sırasında ifade edebiliriz. Ancak koşullar ne olursa olsun okulda, tatilde hep yanında olduğumuzu ve onu çok sevdiğimizi ve taktir ettiğimizi hissetmesi onun özgüvenini, başarısını çok olumlu etkileyecektir. <br />
<br />
Çocuk egosu hep kendi isteklerinin olması yönündedir, ancak hayatın belli koşullar altında sürdüğünü ve ciddi bir iş olduğunu ifade eden aileler onların gerçekçi olmalarına önemli katkıda bulunurlar. Yaşamda her bireyin bir görevi ve sorumluluğu vardır, ve çocuklarımız bunun bilincinde yetiştirilmelidir. Nasıl ki onunda kendisine verilen ödev ve sorumlulukları yapması gerektiği gibi. Evet tatilde eğlenecek ve hoşça zaman geçirecektir ama tatil sonunda okula başladığında kendisine verilen ev ödevlerinin de hazır olması onun sorumluluğundadır.<br />
<br />
Oyun - eğlence - ödev üçlemi bir program içerisinde sunulursa çocuklarda tüm yaşamları süresince koşullar ne olursa olsun ortama adapte olma yolunda önemli deneyimler kazanmış olacaklardır.<br />
<br />
Pror. Dr. Gamze Aren<br />
<br />
22.12.2007<br />
 <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Ahlâkî Gelişmenin Temel Taşları</title>
		<description><![CDATA[0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Ahlâkî Gelişmenin Temel Taşları<br />
<br />
Güzel ahlâklı çocuklar yetiştirmek, her anne-babanın arzusudur. İnsanın aile ve toplum içindeki saygınlığını belirleyen en önemli vasıflardan olan güzel ahlâk, sağlam şahsiyete sahip kişilerde tebârüz etmiş bir özelliktir. Aile ve toplumdaki problemlerin çoğunun temelinde ahlâkî kurallara uyulmaması vardır. &amp;#8220;Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.&amp;#8221; buyuran Efendimiz&amp;#8217;in (sas) ümmeti olarak bizlere düşen mühim vazifelerden birisi de, çocuk ve gençlerimize güzel ahlâk kazandırmaya çalışmaktır. Bundan dolayı, çocuklarımızın ahlâklarının güzel, karakterinin sağlam olması, bütün anne-baba ve eğitimcileri yakından ilgilendirmektedir.<br />
<br />
Çocuk eğitiminin hassas şartları<br />
<br />
Güzel bir bahçe düşünün, içinde rengârenk çiçekler var. Her bir çiçeğin kendine has rengi ve insana güzel duygular ilhâm eden kokuları mevcut. O bahçenin güzelliğine o kadar hayran kalıyorsunuz ki, hemen aklınıza &amp;#8220;Bu bahçenin bahçıvanı kim?&amp;#8221; sorusu geliyor. Daha sonra sadece bahçıvanın değil, toprağın özelliklerini, iklim ve hava şartlarını da düşünmeye başlıyorsunuz. Eğer o bahçede güzel çiçekler varsa, onların yetişmesi için gerekli şartlar bir araya gelmiş demektir. Böyle güzel bir bahçenin yabanî otlarını temizleyen, suyunu ve gübresini veren, toprağın ve çiçeklerin bakımını yapan bir bahçıvanı mutlaka olmalıdır. Aynı zamanda toprak verimli, iklim ve çevre şartları müsait olsun ki, çiçekler bu kadar güzel büyüyebilsin. Çocuklarda da güzel ahlâkî vasıfların ve bunun neticesi güzel davranışların olması için, benzer şekilde bütün şartların bir arada olması gerekir. Misâldeki bahsedilen güzel çiçek ve kokular, çocukların ahlâkî güzellik ve müspet karakterlerine; bahçıvan, anne-baba ve eğitimcilere; farklı renkler, mizaç özellikleri ve genetik yapıya; toprak, çocuğun yakın çevresine; iklim ve hava şartları ise, sosyo-kültürel çevreye benzetilebilir. Çocuklarımızın güzel ahlâklı olması için hem iyi bir bahçıvan ve toprak, hem de uygun bir iklim gerekir. Bahçıvanların olmadığı veya görevlerini yapmadığı bahçelerde, yabanî otların etrafı sardığını görürüz. Toprağın iyi olmadığı yerde güzel çiçeklerin yetişmeyeceğini biliriz. Burada güzel çiçek yetiştirmek için bahçıvana daha çok iş düşmektedir, bahçıvan zemindeki kaya ve çakılları temizlemek durumundadır. Ayrıca havanın çok sıcak veya soğuk olduğu yerlerde de güzel çiçekler yetiştirmek istenirse, çiçeklerin kurumamaları için oranın şartlarını iyi hesap etmek gerekir. Bunun gibi, içinde bulunduğumuz aile ve toplum, karakter gelişmesinde oldukça tesirlidir. Çocuk toplumdan müspet bir tesir aldığında anne-babaların işi daha kolay olur; fakat, tersi durumlarda emekler boşa gidebilmektedir.<br />
<br />
Mizaç ve karakter özellikleri <br />
<br />
Mizaç ve karakter, şahsiyetin iki temel unsurudur. Mizaç; &amp;#8216;huy, tabiat&amp;#8217; mânâsına gelir. Mizaç özellikleri doğuştan gelir, ruhumuzda mevcut bu potansiyel ile meyillerimize uygun genetik ve biyolojik faktörler birbirini tamamlar. &amp;#8216;Çekingen, dışa dönük, hareketli, cesur veya hassas&amp;#8217; olabilen mizaç özellikleri, hayat boyu devam eder. &amp;#8216;Can çıkar, huy çıkmaz.&amp;#8217; veya &amp;#8216;Kişi yedisinde ne ise yetmişinde de odur.&amp;#8217; gibi sözler insandaki mizaç hakikatine işaret eder. Mizaç özellikleri herkesin kendine hastır ve nötürdür. Karakterin teşekkül sürecinde, bunlar bilinerek çocuğa eğitim ve terbiye verilmelidir. Hamur mesabesindeki mizaç özelliklerinin, karakter eğitimi ve irade kuvveti ile şekillendirilmesi gerekir. Misâl olarak, kişinin doğuştan getirdiği inatçı mizacı Bediüzzaman Hazretleri&amp;#8217;nin buyurduğu gibi, hayırlı bir yöne kanalize edilebilir. İnatçılık özelliği imânın muhafazasında kullanıldığında sebat ve sabır olarak kendini gösterir. Hayırlı ameller, dinî vazifeler, imânî vasıflar kişinin iç enerjilerini harekete geçirerek karakterin şekillenmesine yardımcı olur. Bunlara ek olarak ruhun terbiye edilmesi, riyazât, ibadet, zikir ve tefekkür karakter ve kişilik özelliklerine tesir eder. Bu türlü tesirler insanın mânevî boyutlarını daha güçlü hâle getirip güzel ahlâkın korunmasına yardımcı olur. Bunun tam tersi olarak kişinin nefsanî boyutlarının (yeme, içme vb.) ön plânda olması kişinin bunlara uymasına sebep olabilir. Dolayısıyla kişinin dürtülerini kontrol edememesine, çabuk tepkiye ve menfî karakter özelliklerinin (bencillik, yalan, empati yoksunluğu vb.) artmasına sebep olabilir. <br />
<br />
Karakter: &amp;#8216;Diğerlerinden ayırt edici vasıflar&amp;#8217; mânâsına gelir. İyi karakter özellikleri, ahlâkın kişideki mücessem hâlidir. Karakter özellikleri çocuğun mizacında, anne-baba terbiyesi, aile ortamı, kişinin aldığı eğitim ve toplum tesiri ile şekillenir. Ceninin, ilk gününden itibaren anne karnında yaşadıkları ve hissettikleri; bundan daha da öncelikli olarak anne-babanın karakter ve kişiliği, çocuğun mizaç hamurunu kısmen şekillendirir. Mizaç özellikleri doğuştan olduğu için, tamamen değiştirilemez, bu yüzden karakter özelliklerini şekillendirmek daha kolaydır. İyi bir karakter eğitimi ile mizaç özelliklerinden azamî şekilde istifade edilir. Kişinin karakteri; anne-babasından, aldığı eğitim ve terbiyeden, kültürel ve içtimaî özelliklerden renkler taşır. Bu renklerin güzel tonlarının fazla olması, şahsiyetin olumlu gelişmesine yardımcıdır. <br />
<br />
0-3 yaş dönemi<br />
<br />
&amp;#8216;Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar; eğer anne-baba Hristiyan ise Hristiyan, Mecûsî ise Mecûsî, Müslüman ise Müslüman olur.&amp;#8217; hadîs-i şerifinde buyrulduğu gibi, doğan her çocuk tertemiz bir fıtrat üzere dünyaya gelir. Anne-baba ile aile ortamı o çocuğun dinî özelliklerine tesir ettiği gibi, karakter ve şahsiyet özelliklerine de tesir eder. Bebeklik döneminde bebekler; kendini, bakım veren kişiyi (anne veya bakıcı gibi), aile üyelerini ve çevreyi tanımaya başlar. Bu safhada annenin davranışları ve çocuğa gösterdiği alâka onun karakterinin ilk temel taşlarını teşkil eder. Annenin çocuğuna karşı vazifelerini yerine getirmesi, çocuğun da kendi vazifelerini yapması açısından çocuğa verilmiş bir mesajdır. Çocuk ağladığında annenin, onun duygularını fark etmeye çalışması, çocuğa başka kişilerin duygularının önemli olduğu fikrini verir. Çocuğun ihtiyaçlarının zamanında karşılanması, yalan ile avutulmaması önemlidir. Bu açıdan annenin veya bakıcının bakım verme kalitesi, ahlâkî prensipler açısından rota belirlenmesine sebep olur. Hayatın ilk yıllarında güvenli bir bağlanma geçiren çocuklar, sevgi ve emniyet duygusunu almakta ve bu çocukların hayata bakış açıları daha olumlu olmaktadır. Hayatın ilerleyen yıllarında sergilenecek olumlu karakter özelliklerinin dışa yansımasında insanlara, hayata ve topluma karşı duyulan emniyet ve sevgi önemlidir. Hayatı sevmeyen çocuklar hayatta daha saldırgan ve kavgacı olurlar. <br />
<br />
Bazen, &amp;#8216;daha küçüktür, bir şey anlamaz!&amp;#8217; diyebildiğimiz 0-3 yaş döneminde insanın ahlâkî özelliklerinin temeli atılır. Bu dönemde, çocuk doğru ve yanlış kavramını bilmez; ama çevresinde gördükleri şuuraltına yerleşir. Karakter eğitimine &amp;#8216;görerek ve duyarak şuuraltını şekillendirme&amp;#8217; yolu ile başlanmıştır. Bu açıdan ev içinde anne-baba şunlara dikkat etmelidir: Yalan söylememe, çocuğu kandırmama, çocuğa verilen sözü tutma, zamanında çocuğa karşı vazifeleri yerine getirme, tutarsız davranışlar sergilememe, çocuğu aşırı serbest bırakmama, kural bozan davranışları uygun bir şekilde engelleme, aşırı cezalandırma ve korkutmadan kaçınma, diğer insanların duygularını fark ettirme, ev içinde bazı mesuliyetler verme, temizlik ve tertip konusunda itina gösterme&amp;#8230; Ayrıca anne-baba arasındaki muhabbet ve hürmet üzerine kurulu sağlıklı davranışlar, diyaloglardaki ses tonu, jest ve mimikler de çocuklara tesir eder.<br />
<br />
Bu yaştaki çocukların hayatında anne-baba ile geçirilen vakitlerin hayatî önemi vardır. Nasıl çocuğun erişkin dönemde değil de, 0-2 yaşları arasında anne sütü alması hayatî öneme sahipse, aynen bunun gibi, kişinin çocukluk döneminde anne-baba ilgisini belli bir dozda alması, karakter ve kişilik gelişmesinde önemlidir. Anne-baba ile geçirilen zamanlarda onun varlığına değer verilmesi, onun da kendine ve başka insanlara değer vermesine vesile olur. Ancak bu değer verme aşırı olur ise, bu takdirde çocukta gelişen aşırı benmerkezci yapı, onda olumlu ahlâk ve karakter vasıflarının sergilenmesini güçleştirir.  Ahlâkın teşekkülünde ilk basamak olan bu dönemin olumlu özellikleri pekiştirilmelidir. Bu dönemde mükâfat önemli bir yere sahiptir. Çocuk iyi bir davranış sergilediğinde onun fark edilmesi ve onaylanması; olumsuz davranış sergilediğinde ise yaşına uygun bir müeyyide uygulanması gerekir. Ama bu yaş aralığındaki çocuk eğitiminde, daha çok mükâfat ağırlıklı bir yetiştirme metodu tercih edilmelidir. <br />
<br />
Netice olarak<br />
<br />
Her devirde olduğu gibi günümüzde de bütün problemlerin kaynağında güzel ahlâk vasıflarını kaybetmiş kişiler vardır. Toplumda gerçek adaletin tesis edilmesi, hak ve hukukun yerini bulması, insanların birbirine güven duyması, suç ve şiddet hâdiselerinin azalması, ancak güzel ahlâklı insanlarla mümkün olacaktır. Anne-baba ve eğitimciler olarak güzel ahlâk vasıfları ve olumlu karakter özellikleri ile temayüz etmiş nesillerin yetişmesi için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Yazar:Dr. Hasan AYDINLI<br />
Kaynak:Sızıntı <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Evlilikte Mutluluk İçin 14 Öneri</title>
		<description><![CDATA[Evlilikte Mutluluk İçin 14 Öneri<br />
<br />
Sevmek ve sevilmenin yanına bir de bunların ifade edilmesi eklenmelidir. Sizde eşinizle önerilerimize kulak verebilir, mutluluk için aslında minik adımların yeterli olabildiğini görebilirsiniz. <br />
<br />
1. Tebessüm gösterin <br />
<br />
Evliliklerde en çok yaşanan sıkıntıların başında eşlerin birbirlerine karşı asık suratlı ve somurtkan bir tavır sergilemeleridir. Asık bir surat, baskılanmış öfke ve sıkıntıların su yüzüne çıkmasına yardımcı olur. Asık bir surat negatif enerji yayar. Evinizi soğuk bir ortama çevirir. Halbuki güleryüz ve tebessüm, muhabbetin kaynağıdır. Muhabbet, bizi mutlu edecek yegâne ilaçtır. Eşinize karşı tebessüm göstermek zor olmasa gerek&amp;#8230; <br />
<br />
2. Eşinizin ellerinden tutun <br />
<br />
El ele tutuşmanın stresi azalttığını biliyor muydunuz? ABD&amp;#8217;de evli çiftler üzerinde yapılan bir araştırmada eşlerin birbirlerinin ellerini tutmasının sinirlerin fark edilir bir şekilde gevşemesine sebep olduğu görülmüş. Siz de eşinizin elini tutun. Duygularınızın daha rahat ortaya çıktığını göreceksiniz. <br />
<br />
3. Sevdiğinizi sözle ifade edin <br />
<br />
Sevgiyi ifade etmek kadınlara oranla erkekler için çok daha zordur. Erkekler sevdiklerini söylemezler. Hanımlar da genelde bundan şikayet eder. Halbuki biz Müslümanlara Peygamber Efendimiz&amp;#8217;in (sas), &amp;#8220;Mü&amp;#8217;min, mü&amp;#8217;min kardeşini sevdiğini söylesin.&amp;#8221; tavsiyesi vardır. Müslümanlara söylememiz gereken sözleri eşimizden niye esirgeyelim ki? Sevdiğinizi söylemek erkeklere bir şey kaybettirmez&amp;#8230; <br />
<br />
4. Birlikte dua edin <br />
<br />
Eşinizle oturun ve ellerinizi açın, birbiriniz için sesli dua edin. İçinizden geldiği gibi sözcükleri sıralayın. Dua etmek istediğinizden emin değil misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı deneyin. Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın ve &amp;#8220;Bu iyi şey neden gerçekleşti?&amp;#8221; diye sorun. Araştırmalar bunu yapanların üç ay sonra ciddi derecede daha mutlu hale geldiklerini gösteriyor. 30 yıl boyunca duanın gücünü araştıran Harvard&amp;#8217;lı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dua etme biçimlerinin stresi yatıştırdığını, bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı bir gevşeme tepkisi uyandırdığını söylüyor. (Ömrünüzü Uzatın, Sally Brown Optimist) <br />
<br />
5. Eve gelir gelmez pijamalarınızı giymeyin <br />
<br />
İnsanlar, işe ya da bir gezmeye giderken güzel giyiniyor ve süsleniyor. Ama eve gelince hemen rahatlamayı düşünüyor, pijamalarını giyip öyle oturuyor. Bazı eşler neredeyse uzun süre birbirlerini iyi giyimli görmüyor. Eşler, işleri, dostları için giyindikleri, süslendikleri kadar eşleri için giyinip-süslenmiyor. Erkekler, eve gelir-gelmez pijamalarınızı giymeyin. Hanımlar, eşinizin geleceği saatte siz de neden güzel giyinmiyorsunuz? <br />
<br />
6. Bayanların doğum gününü, evlilik yıldönümünü unutmayın <br />
<br />
Hanımlar, evlilik yıldönümü, doğum günü gibi özel günlerde çok hassastır. Hatta ilk tanıştığınız günü, nişan gününü, evlilik kararını aldığınız günü bile sorabilir. Erkekler genelde özel günleri unutmaya meyillidir. Siz en azından doğum ve evlilik yıldönümünü unutmayın. <br />
<br />
7. Sevgi notları bırakın <br />
<br />
Eşinizin görebileceği yerlere sevgi notları bırakın. Evde minik kâğıtlara minik sözler yazıp kimsenin ulaşamayacağı (size özel yerler olursa iyi olur) yerlere bu mesajları bırakın. Sevginizi ifade etmek, bu duygunun beslenmesine vesile olacaktır. <br />
<br />
8. Gezmeye gidiyormuş gibi giyinin, evde oturun <br />
<br />
Eşlerin iyi giyinmesi, süslenmesi ve birbirlerine değer verdiklerini hissettirmeleri çok önemlidir. Ama bugün bu ters işliyor. İş ve arkadaşlar için iyi giyinilirken, eşler birbirlerine bu yönde değer vermezler. Siz de haftada bir gün güzelce giyinin; ama dışarı çıkmayın, evde baş başa vakit geçirin. <br />
<br />
9. Emir kipiyle değil rica kipiyle konuşun <br />
<br />
Emretmek, bütün konuşmalarda emredici bir üslup kullanmak hitap ettiğimiz kişiyi rencide eder. Bu, eşimizse daha da üzücü olur. Emir kipiyle konuşmak yerine, rica etmeyi denemek size ağır gelmemeli. Bu bizden bir şeyleri alıp götürmez. Bilakis bize daha da saygınlık kazandırır. Üstelik eşimizin bizim gerçekten hayat ortağımız olduğunu göstermiş oluruz. <br />
<br />
10. Sabah kahvaltılarını beraber yapın <br />
<br />
Evlilik hayatında eşler arasına iş ve çocuklar girdiğinde karı-kocanın görüşmeleri bile neredeyse asgariye iner. Siz bunun için ailenizin birlikte olduğu zaman dilimlerini iyi değerlendirin. Bu zaman dilimlerinden biri de sabah kahvaltılarıdır. Uyku mahmurluğunu yenip, eşinizle biraz da erken kalkıp kahvaltıda muhabbet etme fırsatı bulabilirsiniz. <br />
<br />
11. Dışarıda baş başa yemek yiyin, &amp;#8220;aynısı evde daha az maliyetli olur&amp;#8221; diye düşünmeyin <br />
<br />
Özellikle çocuk sahibi olan çiftlerin en önemli sorunlarından biri, kendilerine vakit ayıramamalarıdır. Bütün gün çocukla işle uğraşmak anne ve babayı yorar. Bir saat de olsa çocukları bir yakınınıza emanet edip, eşinizle dışarıda yemek yemek size güç katacaktır. Aslında ihtiyacınız olan, dışarıda yemek yemek değildir. Ama bu size farklı bir ortamda, yalnız konuşabilme, birbirinize vakit ayırma fırsatı verecektir. <br />
<br />
12. Eşinizi kapıdan duayla uğurlayın <br />
<br />
Özellikle ev hanımları sabah erken kalkmada zorluk yaşıyor ve eşlerini göndermeyi bir vazife addetmiyorsa, bunu bir daha düşünmeliler. Eşinizi kapıdan uğurlamak onun kalbinin bir yarısını evde bırakmasına vesile olur. Hele eşinize, &amp;#8220;Biz açlığa dayanırız; ama ateşe dayanamayız. Bize helal rızık getir. Allah işini rast getirsin...&amp;#8221; demek onu helal kazanca motive eder. <br />
<br />
13. Eşinizin ailesine muhabbetle davranın <br />
<br />
Eşlerin birbirlerinin aile yakınlarına söyledikleri hoş olmayan sözler, eşlerin duygularını da etkiler. Sizin hanımınızın amcasına ya da hanımınızın sizin ablanıza ima yollu da olsa söyleyeceği sözler, eşlerin kalplerindeki muhabbeti sarsar. Siz sevginize, başkaları yüzünden zarar vermeyin. Eşinizin ailesine gösterdiğiniz muhabbet, eşinizin size göstereceği muhabbeti de artıracaktır. <br />
<br />
14. Hitap ederken güzel sözler kullanın <br />
<br />
Eşlerin birbirleri hakkında ima edici, itham edici, yargılayıcı, denetleyici sözler sarf etmesi ve bunun davranışlarla da yapılması hep olumsuz sonuçlar doğurur. Eşlerin birbirine güvenini silip atar. Evlilikte güven kalktığı zaman da huzursuzluk başlar. İtham edici tavırlar, &amp;#8220;sen bana göre değilsin&amp;#8221; mesajı verir. Bu tavırlar sevgiyi öldürür. <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Yazar:AYŞEGÜL YARAR<br />
Kaynak:Zaman/Ailem <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Kızım artık bir ergen!</title>
		<description><![CDATA[Kızım artık bir ergen!<br />
<br />
Kız çocukları erkeklere nazaran daha çabuk çocukluktan çıkar. 12-13 yaş onlar için artık ergenliğe geçiş dönemidir. Artık vücudu değişmeye, adet görmeye başlayacaktır. Bu dönemdeki bilgisizlik birçok soruna neden olur. <br />
<br />
12-13 yaşında kızları olanlar nelere dikkat etmeli? <br />
<br />
12-13 yaşları, özellikle kız çocuğu sahibi ebeveynler ve kızları için ayrı bir önem taşır. Bu yaşlarda erkek çocuğu sahibi olan ebeveynler hâlâ bir &amp;#8220;çocuğa&amp;#8221; sahip olmanın sükûnetini yaşarken, kız evlat sahibi anne ve babalar ergenlik döneminin ilk zorlukları ile karşılaşmaya başlamıştır bile. Kızlar, erkek akranlarından çok daha önce ön ergenliğe adım atar ve gelişimlerini onlardan daha hızlı tamamlarlar. Kız çocukları 12-13 yaşlarına doğru çocukluktan uzaklaşarak ön ergenlik evresine girerler. Ön ergenlik evresi, çocukluktan ergenlik dönemine geçişte bir basamaktır. Bu evrede çocuk fiziksel olarak hızla büyür ve yavaş yavaş bir yetişkin görünümü almaya başlar. Ön ergenlik evresi kız çocuğunun ilk adet görmesi ile, yerini ergenlik dönemine bırakır. <br />
<br />
Ön ergenlikte yaşanan en büyük problem: Bilgisizlik <br />
<br />
Genç kızların pek çoğu ön ergenlik döneminde yaşadıkları fiziksel değişiklikler hakkında yeterince bilgi sahibi değiller. Anneler ise, bazen kendi bilgilerinin yoksunluğu nedeniyle bazen de kendi yaşantıları neticesinde edinmiş oldukları olumsuz tutumlar sebebiyle kızlarına yardımcı olmakta yetersiz kalıyorlar. Oysaki bu evrenin sağlıklı atlatılması çocuğun duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimi için hayati önem taşır. Ebeveynin yanlış tutumu veya bilgi eksikliği çocuğun ruh sağlığını bozabilmekte, kişilik bozukluklarına neden olabilmektedir. Ayrıca ön ergenlik dönemi ilköğretim 6. sınıfa rast gelmektedir. Bu dönemde çocuğa gereken desteğin verilmemesi okul başarısını da etkilemektedir. <br />
<br />
Ne gibi değişiklikler olur? <br />
<br />
ü       Göğüsler büyür. Gövde irileşir ve hatlar yuvarlaklaşır. <br />
<br />
ü       Vücutta tüylenme başlar. <br />
<br />
ü       Hızlı kilo artışını genellikle regl izler. Kız çocuklarında aybaşı kanamasının gerçekleşebilmesi için vücutta belirli bir miktarda yağ depolanması gerekmektedir. Bu sebeple genç kızların bu dönemde kilo almaları normaldir. <br />
<br />
ü       Cilt yağlanır. Hormon seviyesindeki artıştan dolayı deri problemleri, sivilceler, görülebilir. <br />
<br />
ü       Ten parlaklaşır. <br />
<br />
ü       Yüzün şekli değişir. <br />
<br />
ü       Ergen hızlı büyümenin neticesinde özellikle kol ve bacaklarında ağrı hissedebilir. <br />
<br />
Bilgisizlik, ilk adet görme sırasında genç kızın ruh sağlığını bozuyor <br />
<br />
Pek çok genç kız regl dönemiyle ilgili hiçbir şey bilmediği için, ilk adet gördüklerinde büyük bir korkuya kapılmaktadır. Çevrelerinde açılacakları kimseyi bulamadıkları zaman, daha vahim durumlara düşebilmekteler. 19 yaşındaki M. ilk adet gördüğü zaman ölümcül bir hastalığa yakalandığını zannetmiş. M., ilk adet şokunu &amp;#8220;Ağlayarak annemin yanına koştum, neredeyse bayılmak üzereydim&amp;#8221; diye anlatıyor. <br />
<br />
Kız çocukları ilk cinsiyet bilgilerini genellikle akranlarından alırlar. Eğer ebeveyn çocuğu aydınlatmamışsa, çocuk yanlış bilgi edinebilir. Bu da onu çeşitli endişelere sevk eder. 13 yaşında ilk kez adet gören D.&amp;#8217;nin söyledikleri yanlış ve eksik bilginin vahametini gözler önüne seriyor: <br />
<br />
&amp;#8220;Adet görmenin ne demek olduğunu biliyordum. Bir arkadaşım adet gördükten sonra çocuğum olabileceğini söylemişti. Ben de ilk adet gördüğümde, hemen bebek sahibi olacağımı zannettim. 3-4 ay bu endişem devam etti.&amp;#8221; <br />
<br />
Ergenlikle ilgili bilgiler ne zaman ve nasıl verilmelidir? <br />
<br />
Her kız çocuğu farklı zamanda ergenliğe girdiği için, cinsiyet eğitiminin zamanı kişiden kişiye değişmektedir. Mesela 14-15 yaşına geldiği halde fiziksel ve duygusal açıdan gelişmemiş bir çocuğa yaşına bakarak adet görme ile ilgili bilgilerin verilmesi yarardan çok zarar getirir. Çocuk duygusal olarak hazır olmadığı için iç dünyası sarsılabilir. Genç kızın cinsiyet eğitimi aşamalı olarak, acele etmeden verilmelidir. Birdenbire anlatılan bilgiler çocukta korku ve heyecan yaratabilir. Ön ergenlik döneminde, ergen cinsel konulara merak ve ilgi gösterir. Çocuğunuzda bu ilginin başladığını hisseder hissetmez, cinsiyet bilgilerini aşamalı olarak vermeye başlayın. Çocuğun bu ilgisi ayıplanmamalı yahut görmezden gelinmemelidir. <br />
<br />
Anneler kızlarıyla konuşmaktan çekiniyorlar <br />
<br />
Cinsiyet bilgilerinin anne tarafından verilmesi gerekir. Fakat ne yazık ki ülkemizde kadınların pek çoğu ergenlikle ilgili yeterince bilgi sahibi olmadığı için çocuğunu bilgilendirmede yetersiz kalmaktadır. Annenin çocukla konuşmadan önce konunun, fizyolojik boyutu hakkında bilgi edinmesi faydalı olacaktır. Özellikle yeterli öğrenime sahip kızlara, konu bilimsel bir şekilde aktarılmalı, sağlıkla ilgili sonuçlarına dikkat çekilmelidir. Kendi genç kızlık dönemlerinde yeterince bilgilendirilmemiş, cinselliği kötü, ayıp bir şey olarak gören anneler, kızlarıyla konuşmaktan çekinirler ya da utanırlar. Çocuk aydınlatılırken anne bu utancını, olumsuz duygularını kesinlikle çocuğa yansıtmamalıdır. Eğer bu konuda anne, kendisinden emin değilse, çocuğun sevdiği ve güvendiği bir yetişkin tarafından bilgilendirilmesi daha faydalı olur. <br />
<br />
Kızıyla yakın ilişki kurabilen, onun güvenini kazanmış, korkularını, ilgilerini, ihtiyaçlarını tanıyan bir anne, cinsiyet eğitimini verirken hiçbir zorluk yaşamayacaktır. Birçok genç kız ilk âdet gördüğü zaman annesinden tokat yediğini ve erken âdet gördükleri için suçlandıklarını belirtmektedir. Bu tip davranışlar telafisi imkansız problemlere neden olur. <br />
<br />
Çocuğunuzun büyüdüğünü kabul edin <br />
<br />
Ergenliğin en önemli özelliklerinden biri, yetişkinliğe geçişte bir basamak olmasıdır. Genç kızlar bir yetişkin gibi davranarak, çocukluktan kurtulmaya, bağımsız olmaya çalışırlar. Bazen anne-babalar çocuklarının büyüdüğünü kabul etmekte zorlanırlar. Bu dönemde genç kızlara çocuk muamelesi yapmak, onları kızdırır ve daha fazla asi olmalarına sebep olur. Özellikle annenin kızının üzerine fazla düşmesi, onun çocuksu davranışlarını besleyip, bağımsız hareketlerini aşırı sınırlaması genç kızın çocuksu bir kişilik geliştirmesine sebep olur. <br />
<br />
Baskıyla yetişen kızların özgüvenleri zayıf oluyor <br />
<br />
Kız çocuklarının en belirgin özellikleri; beğenilme ve dikkat çekme arzularıdır. Bu arzu onları süslenmeye, güzel giyinmeye, dikkat çekici davranışlarda bulunmaya; -abartılı gülme, aşırı hareketlilik, ağlama gibi- iter. Çocuğun bu tür davranışlarını olağan görmeli, aksi yönde davranması için baskı yapmamalıdır. Toplumumuzda genç kızların, genç oğlanlara göre daha fazla baskıya uğradıkları bir gerçektir. Fakat baskıyla yetişmiş kızların özgüvenleri zayıf olur. Ailelerinde bulamadıkları ilgi ve hoşgörüyü dışarıda arama ihtiyacı duyarlar. Bu da onları yanlış yollara itebilir. Anneler kız çocuklarının ihtiyaçlarına duyarlı davranmalı, onların makul isteklerini yerine getirmekte tereddüt etmemelidir. Eğer çocuk sizin ona benimsetmek istediğiniz değerlere aykırı bir istekte bulunursa, konuşarak bu isteğini makul seviyeye çekmeye çalışın. Mesela, genç kız makyaj yapmak hususunda ısrar ediyorsa, ara sıra evin içinde ya da arkadaşları eve geldiğinde makyaj yapmasına izin verebilirsiniz. <br />
<br />
Çocuğunuzun arkadaşlarını tanımaya çalışın <br />
<br />
12-13 yaşlarındaki kız çocukları anne-babalarına karşı daha tenkitçi olmalarına rağmen, bir yetişkini, çoğunlukla bir öğretmenini, kendisine örnek alır. Arkadaşlık ilişkileri de zamanla önem kazanmaya başlar. Bu yaşlardaki kızlar genellikle kendilerini tamamlayıcı arkadaşlar edinirler. Örneğin iki arkadaştan biri baskın diğeri daha silik olur. Bu noktada aile arkadaş seçiminde kızlarını iyi takip etmelidir. Erken olgunlaşan kız çocukları kendilerinden daha büyük yaştaki kızlarla arkadaşlık etme eğiliminde olurlar. Bu da genç kızın tehlikeli şeyleri tecrübe etmesine neden olabilir. Mesela, daha büyük yaştaki kızın erkek arkadaşı varsa, çocuk da bir erkek arkadaş edinmek isteyebilir. Çocuğun kendisi gibi erken olgunlaşmış bir yaşıtı ile arkadaşlık etmesine ortam hazırlayarak, bu problemi ortadan kaldırmanız mümkündür. <br />
<br />
12-13 yaşlarındaki kız çocukları, kendi hemcinsleri ile vakit geçirmekten hoşlanırlar. Erkek arkadaşları ile bir arada olmaktan kaçınırlar. Ortaokul öğrencilerinin genellikle karşı cinsten biriyle oturmak istememelerinin nedeni budur. Fakat ergenlikle birlikte bu durum tersine döner. Her ne kadar erkek arkadaşlarından uzak dursalar da, kız çocukları genellikle bu yaşlarda ilk kez âşık olurlar. Çocuğun aşkı cinsel bir mahiyet taşımaz. Bu yüzden anne-babaların endişelenmeleri yersizdir. Ancak aileler her zaman için duyarlı olmak durumundadır. <br />
<br />
Kız çocuklarına sağlam bir ahlâk anlayışı kazandırılmalı <br />
<br />
Toplumumuzda genç kızları korunmak için aileler baskı ve tehdit yoluna başvurmaktadır. Oysa gayri ahlaki yollara düşen kızların çoğu baskıcı veya ilgisiz ailelerden çıkmaktadır. Bunun yerine, çocuğunuza ahlaki değerleri benimsetip, ona güvendiğinizi sık sık hissettirmelisiniz. Anne-babasının ona güvendiğini hissederek büyüyen bir genç, asla onları hayal kırıklığına uğratmayacaktır. <br />
<br />
Kız çocuğunu korumanın en iyi yolu, ona sağlam bir ahlak anlayışının kazandırılması ve cinsel konularda yeterince aydınlatılmasıdır. Genç kıza, insanların ona nasıl art niyetle yaklaşabilecekleri, toplum kurallarına aykırı hareket ettiğinde karşılaşacağı güçlükleri, birçok erkekle duygusal ilişki kuran kızların evliliklerinin sağlam olmayacağı, bir kadının duygularına hakim olduğu ölçüde değer kazandığı, evliliğin ne kadar önemli olduğu gibi konular yeri geldiğince anlatılmalı ve genç kızda kendisini koruma bilinci oluşturulmalıdır. <br />
<br />
Ortaokul ve lisede kız çocukları erkek çocuklarından daha başarılı oluyorlar <br />
<br />
Kız çocuklarının erkek çocuklarından daha erken ve daha hızlı gelişmesi, aynı sınıfta okuyan kızların erkek akranlarından daha başarılı olmasını sağlıyor. Ergenlikle birlikte zihni kapasitede artış olur. Mesela kız çocukları pek çok şeyi daha rahat hafızalarında tutar, dili daha iyi kullanır, okudukları konuları rahatça anlarlar. İlköğretim 6. sınıfa başlayan bir kız çocuğu yavaş yavaş meslek seçimi hususunda yönlendirilmeli, eğitim hayatıyla ilgili amaçlar saptanmaya başlanmalıdır. Çocuğa akademik bir hedef konulması, ilgisinin okul başarısı üzerinde tutulması ve bu yönde desteklenmesi faydalı olacaktır. Eğer çocuğun yetenekleri akademik yönde değilse, eğitimine el sanatları, çocuk bakımı, ev yönetimi, spor, sanat gibi alanlarda devam etmesine imkân sağlamalıdır. <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Yazar:<br />
Kaynak:Zaman/Ailem <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Kahvaltı, çocukların okul başarısını doğrudan etkiliyor</title>
		<description><![CDATA[Kahvaltı, çocukların okul başarısını doğrudan etkiliyor<br />
<br />
Çocukların hem fiziksel hem de zekâ gelişiminde beslenme büyük önem taşıyor. Çünkü çocuklar, günlük aktivitelerin yanında büyümek ve gelişmek için de ek kaloriye ihtiyaç duyuyor. Çocuk beslenmesinde en önemli bölümü kahvaltı oluşturuyor. Araştırmalara göre güne bol çeşit içeren kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısı artıyor. <br />
<br />
Okul çağındaki bir çocuk, sağlıklı gelişim için günlük bin 800-2 bin kalorilik enerjiye ihtiyaç duyuyor. Bu rakam ergenlik döneminde kız çocukları için 2 bin 400-2 bin 700, erkek çocuklarında ise 3 bin-3 bin 500 kaloriye kadar çıkıyor. Okullara yemek hizmeti veren Başak Cathering`den gıda mühendisi Onur Çelik, çocukların sabah saatlerinde enerjiye daha fazla ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Bu sebeple de kahvaltının önem kazandığını hatırlatarak, &quot;Sabah bol çeşitle yapılan kahvaltı hem iştah açar hem de çocuğun güne sağlıklı başlaması için gereken enerjiyi verir.&quot; diyor. Çelik, ilköğretim öğrencilerinin kahvaltısında bulunması gereken yiyecekleri de şöyle sıralıyor: &quot;Yüksek enerji için bal, pekmez ya da helva. Kemik, kas ve zekâ gelişimi için de süt, peynir, yoğurt ve yumurta.&quot; Çelik, sabah beslenmesinin sadece kahvaltıyla da kalmadığını vurgulayarak, &quot;Özellikle okula yeni başlayan çocuklar ders aralarında birer tane meyve yemeli, ikindi kahvaltısı da yapmalıdır. Bunun için bir bardak su ile bir dilim ballı ekmek önerebiliriz.&quot; şeklinde konuşuyor. <br />
<br />
Metin Helva Genel Müdürü Hakkı Boztoprak ise ailelerin `çocuklarımız şişmanlamasın` diye kalori kısıtlaması yaptığını hatırlatıyor. Oysa çocukların kahvaltılarında helva, bal ve pekmez gibi yüksek enerji değerine sahip gıdaları tüketmesi gerektiğini belirterek, &quot;Asıl, çocukları abur cubur yiyeceklerden korumak gerekiyor. Bunun için de okul kantinlerinde kola-gazoz, bisküvi, şeker ve çikolata satışı yasaklanmalı, yerine süt, ayran, meyve suları ve taze sandviç satılmalı.&quot; diyor. <br />
<br />
Beslenme bozukluğu ergenlik döneminde başlıyor <br />
<br />
Gıda mühendisi Onur Çelik, çocukların 12-14 yaşlarında ergenlik çağına girmeleriyle birlikte beslenme bozukluğu sorunlarının arttığını kaydediyor. Bu dönemde gelişim için enerji ihtiyacının daha da arttığını dile getirerek, &quot;Oysa ergen kızların yarısından çoğu kendilerini psikolojik açıdan şişman hissediyor. Bu nedenle de bilinçsiz diyete yöneliyorlar. Gereksiz diyetler gençlerde gelişme geriliği, kanda ürik asit ve yağ miktarının artması, kansızlık, kalpte ritim bozukluğu ve kemik gelişiminde problemler oluşturabiliyor.&quot; açıklamasını yapıyor. Bazı çocuk ve ergenlerin ise fast-food yiyecekler nedeniyle aşırı şişmanladığını, bunu da ciddi bir beslenme bozukluğu olarak gördüklerini söylüyor. <br />
<br />
Çocukların beslenme karnesi kötü <br />
<br />
Türkiye`de çocukların beslenmesi konusunda yapılan bir araştırmaya göre çocukların yüzde 2,1`i ileri derecede yetersiz beslenme sorunları çekiyor. Okul çocuklarının yüzde 17`sinde kansızlık problemi görülüyor. Yüzde 15`i A ve B vitamini, yüzde 27`si C vitamini, yüzde 19`u da D vitamini eksikliği çekiyor. Yüzde 44`ünün ise kalsiyum yetersizliği nedeniyle dişleri çürüyor. İlköğretim öğrencilerinin yüzde 60`ından fazlası kahvaltı yapmadan okula gidiyor. Kahvaltı yapmayanların büyük bölümü simit, sandviç, gofret, çikolata veya hamburger gibi yiyecekleri tercih ediyor. Öğrencilerin ancak yüzde 25`i süt-ayran tüketirken, gazlı içecekleri tercih edenlerin oranı yüzde 50`yi geçiyor. <br />
<br />
Çocuklar için beslenme önerileri <br />
<br />
Çocuğunuzu 3 ana 2 ara öğün olarak besleyin. <br />
<br />
Sabah kahvaltısını ihmal etmeyin. <br />
<br />
Ara öğünlerde meyve, süt, kek, poğaça gibi besinleri tercih edin. <br />
<br />
İyotlu tuz tüketin. <br />
<br />
Çoğunuzun günde 2 litre sıvı tüketmesini sağlayın. <br />
<br />
Beslenme çantasının temizliğine dikkat edin. <br />
<br />
Çoğunuza örnek olun. Sağlıklı besinleri seçmesi için teşvik edin.<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Yazar:Necip Çakır<br />
Kaynak:Zaman <br />
<br />
<br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Çocuk ve Ölüm Korkusu</title>
		<description><![CDATA[Ölüm korkusu çocuklarda ciddi problemlere yol açar<br />
<br />
Küçük bir çocuk ortada belirli bir neden yokken sürekli ölümden bahsediyor ve korkuyorsa bunun nedeni ölümle ilgili kaygı bozukluğu olabilir. Bu durum çocuğun ölümle ilgili haber ve yaşantıları yoğun veya etkili bir şekilde algılamasıyla ilişkili olarak ortaya çıkar.<br />
<br />
Ölümlü olayların sürekli yaşandığı dünyamızda çocuklarımızın hayatın ayrılmaz bir parçası olan ölümden normal olmayan bir şekilde korkmamaları için ne yapmalıyız? <br />
<br />
Çocuklar ölümle yüz yüze geldiğinde bir yakınlarını kaybettiklerinde yaşları, ölen kişinin yakınlığı ve kişiliklerine göre değişmekle beraber, genelde sakin ve soğukkanlı davranır. Salgılanan hormonlar çocuğun acısının yoğunluğunu azaltır. Bir nevi umursamazlık içinde kendilerini oyunlarına verenler çoktur. Oyun da aslında çocukların ölümün kendilerinde meydana getirdiği yoğun stresin etkilerinden kurtuldukları bir rehabilitasyon aracıdır. Böyle durumlarda daha çok yas süreci etkili olur ki bu da genellikle içe çekilme, üzüntü, hüzün, hayattan zevk alamama gibi duygu ve davranışlarla kendisini gösterir. Bir başka yakınını kaybetme korkusu da görülebilir. Bunlar yas süreci sonunda (ortalama 4 ay) kaybolur. <br />
<br />
Bununla beraber gün boyu ekranlara, gazete manşetlerine yansıyan ölümle ilgili haberler çocukları gerçek dünyada yaşadığından daha çok korkutuyor gibidir. Olması gerekenin aksine ana haber bültenlerinde bile ölüm, şiddet ve doğal afetlerle ilgili haberler o kadar abartılı ve detaylı bir şekilde veriliyor ki biz büyükler bile ürpermeden seyredemiyoruz. Halbuki dünyamızda artan tehlikeler karşısında kamuoyu oluşturulurken korku ortamı meydana gelmemesi için tehlike kadar korunma yolları da anlatılmalıdır. Ölümle ilgili haber, hikâye ve filmler çocukların bilhassa hassas dönemlerinde kaygı bozukluğuna yol açar. Bu sebeple çocuğun yanında ölüm, yaralanma gibi konularda dikkatli konuşulmalı, çocuk bilhassa televizyon karşısında yalnız, kontrolsüz bırakılmamalı, ailece okunacak gazeteler, dergiler dikkatle seçilmelidir. Çocukta ölüm düşüncesi ile maruz kaldığı stres sonucu bazı bedensel şikâyetler ortaya çıkabilir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Aşırı kalp çarpıntısı, ter basması, nefes alamama, boğuluyor gibi olma, göğüste ağrı, güçsüzlük. <br />
<br />
Bazı organik rahatsızlıklar ise ölüm korkusu ile ilgili kaygı bozukluğunu daha çok artırır. Bunlardan bazıları; anemi, tiroit bozuklukları, diyabet, alerjik hastalıklar, kalp damar rahatsızlıklarıdır. Bu sebeple çocuklarda kaygı bozukluğu belirtileri görüldüğünde ihmal edilmemeli, tedavi edilmelidir. Son zamanlarda bilgisayarda ve ekranda ölüm ve ölüm sonrası hayatla ilgili sanal görüntülerin artması da çocukların ölüm korkusunu daha çok duymasında etkili olmaktadır. Bazı çocuklar bu korkuyu gidermek için gerçek dünyadan kaçıp sanal dünyaya sığınıyorlar. Çocukların sürekli bu tür görüntülerin olduğu program ve filmleri izlemesine fırsat verilmemeli. Çocuklarımız, ne kadar ölümle ilgili aşırı uyaranlardan korumaya çalışsak da tamamen izole bir ortam meydana getiremeyeceğimiz açıktır ve buna gerek de yoktur. Çocuk anne-babasına korkuları hakkında sinyal verdiğinde korkusunu ifade etmesi sağlanmalıdır. Dinî eğitimin bilinçli verilmesi de çocuğun ölümle ilgili korkularını hafifletir. Yaptığı hatalar karşısında ölüm sonrasında çok şiddetli şekilde cezalandırılacağı korkusu birçok çocuğun ölümden daha çok korkmasına yol açmaktadır. Bunu önlemek için korku içinde değil doğru olanı anlayarak doğru yaşamanın önemi üzerinde durulmalı, dinî eğitimde sevgi, şefkat, affedilme, ümit temaları dengeleyici şekilde öne çıkarılmalıdır. <br />
<br />
Canı verenin de alanın da Allah olduğu, ölümden korkan kişinin hayattan zevk alamayacağı, yaradılış gayesine uygun yaşayamayacağı, bununla beraber ölüm takdir edildiyse bu dünyanın tek yaşama yeri de olmadığı anlatıldığında çocuklar ölüm korkusuyla daha kolay başa çıkıyorlar. Çocuklarla ölüm gerçeği üzerinde konuşmaktan kaçınmak yerine konuşulmalı ve çocuk, sözü kesilmeden dinlenilmelidir. <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Yazar:Farika Teymur Artır<br />
Kaynak:Zaman <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Çocuğuma Allah`ı nasıl anlatabilirim?</title>
		<description><![CDATA[<br />
<br />
Çocuklar, her yaş döneminde beden, zihin ve duygu olarak farklı özelliklere sahip olurlar. Bu farklılıkları ebeveynler iyi bilmeli, analiz etmeli ve çocuklarının mevcut olgunluk seviyelerini dikkate alarak eğitim vermelidirler. <br />
<br />
Her gelişim döneminde çocuğun ihtiyaçları farklılaşır, kapasiteleri artar, buna bağlı olarak dünyasına giren şeylerin şuuraltlarında oluşturduğu temel dinamikler çocuğun fıtratını şekillendirir. Bu noktada önem arz eden konu ise, çocuğa uygun zamanda doğru bilgilerin doğru bir şekilde aktarılabilmesi ve aktarırlarken de çocuğun içinde bulunduğu zihinsel ve duygusal olgunluğun dikkate alınmasıdır. <br />
<br />
*** <br />
<br />
ALLAH&amp;#8217;I, ONLARIN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE ANLATMAMAK YANLIŞ <br />
<br />
Anne-babalar 0-7 yaş döneminde çocukların sadece somut kavramları ve varlıkları algılayıp, onlar hakkında yorum yapabildiklerini ve sadece somut varlıklarla ilgili hayal kurabildiklerini düşünürler. Bu, doğru bir bilgidir, ancak soyut düşünemedikleri için manevi kavramların anlatılmaması gerektiği, çocuğun zihninin karışabileceği ve ruhsal durumunu olumsuz etkileyeceği düşüncesi de yanlıştır. Peygamberimiz küçük yaşta öğrenilenlerin kalıcı olduğunu bizlere açıklıyor. Modern psikolojide de altı yaşına kadar çocuğun fıtratının şekillendiği bilgisi, çocuğun 0-7 yaş döneminde öğrendiklerini ve bilinçaltına yerleşen kavramları daha önemli hale getiriyor. Allah&amp;#8217;a iman, insanın yaratılışında kendisine yerleştirilen ve tabiatı haline gelen bir özelliktir, ancak Efendimiz&amp;#8217;in de buyurduğu gibi anne-baba ve çevre faktörü çocuğun doğuştan ve fıtri olan imanını değiştirebilir, farklılaştırabilir. Bundan dolayı doğumdan itibaren Allah (cc) çocuğun dünyasına girmelidir. Soyut düşünemediği için Allah&amp;#8217;la ilgili bilinçaltı kazanımları engelleyecek tutum ve eğitim yöntemlerine başvurulması büyük bir hata olur. <br />
<br />
*** <br />
<br />
DETAYA İNMEDEN ANLATMALI <br />
<br />
Çocuğun bulunduğu gelişim dönemi bu konuda bizim için en önemli meseledir. Peygamber Efendimiz (sas); &amp;#8220;Herkese akıl derecesine göre davranın.&amp;#8221; buyurmaktadır. Dolayısıyla bizler çocuğun kendi hayal dünyasında zihinlerindeki mevcut kelime hazinesi ve yorumlayabilme becerisi içinde Allah&amp;#8217;ı anlatmalıyız. Allah&amp;#8217;ın varlığı ve sıfatlarıyla ilgili olarak çocuğun anlamlandırabileceği şeyler söylemeli, detaylandırılmış bilgiler vermemeliyiz. <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
2 yaşına kadar çocuğu anne-baba yaşantısı etkiler <br />
<br />
Çocuklara Allah&amp;#8217;ın anlatılması ve onların şuuraltlarında Yüce Yaratıcı&amp;#8217;nın varlığına ilişkin bilgilerin ve hislerin kazanımı öncelikli olarak bulundukları ev ortamından ve anne-babanın kişisel yaşantısından etkilenir. 0-2 yaş döneminde henüz konuşma ve akıcı cümle kurabilme olgunluğuna sahip olmayan çocuklar, evlerinde bulunan anne-babalarını ve bulundukları ortamı izlerler. Çocuk, ebeveyninin davranışlarını ve sergiledikleri davranışların ev ortamına yaptığı katkıları gözlemlediği kadarıyla ruh dünyasında şekillendirir ve kendine göre bir yorumlamayla beraber bilinçaltına yerleştirir. Dinimizde çocuğun ilk öğrenmesi gereken kelimenin Allah (cc) olması tavsiye edilmesinin bildiğimiz ya da bilemediğimiz birçok hikmeti olabilir; ancak bu konuda bizim bilmemiz gereken, çocuğun ruh dünyasına çok küçük yaştan itibaren Allah&amp;#8217;ın (cc) girmesidir. Aile ortamında ve günlük konuşma dilimizde kullandığımız birçok cümle Allah&amp;#8217;ın varlığını çocuğa öğreten ilk kavramları oluşturur. &amp;#8220;Allah&amp;#8217;a emanet ol, maşallah, Allah korusun, Allah büyüktür, Allah kolaylık versin&amp;#8230;&amp;#8221; gibi cümleler, çocuğun kavram olarak kelime dağarcığında Allah&amp;#8217;ın varlığını bilmelerinin temellerini oluşturur. Sadece kullanılan cümleler değil, anne-babaların ellerini açarak diz çökmüş bir halde dua etmeleri, birtakım ibadetleri yapmaları ve bu ibadetlerini yaparken içinde bulundukları manevi hazzın beden dillerine yansımasıyla birlikte, çocuk tarafından bunların gözlenmesi, hep şuuraltında Allah&amp;#8217;ın varlığını çocuğa hissettiren şeylerdir. Büyük zatların hayat hikayelerini okuduğumuzda kendilerini çok küçük yaşta yaşantısıyla etkileyen insanların var olduğunu görürüz. <br />
<br />
*** <br />
<br />
ÇOCUK SÜREKLİ SORU SORMAYA BAŞLADIĞINDA ONU DİNLEYİN VE SABIRLA SORULARINI CEVAPLAYIN (2-5 YAŞ DÖNEMİ) <br />
<br />
Akıcı konuşmaya başlamasıyla birlikte, çocuğun gördüğü ve hayatına giren şeylerle ilgili merakının artması, fazlaca soru sormasına ve her şeyi öğrenmek istemesine sebep olur. Soru sorma davranışının ardı arkası kesilmeyen bu dönemlerde(2-5 yaş) anne-babalar, çocuğun sorularını hassasiyetle cevaplamalı ve gördükleri varlıklara ilişkin sordukları soruları Allah&amp;#8217;a dayandırarak cevaplama yoluna gitmelidirler. Cevapları verirken kısa, öz ve doğru bilgilendirme yapmalıdırlar. Çocuğun anlayamayacağı düşüncesiyle yanlış cevaplar verilmemelidir. Örneğin; &amp;#8220;yağmurun nasıl yağdığını&amp;#8221; soran bir çocuğa &amp;#8220;Allah istediği için yağıyor&amp;#8221; denmesi bile onları şüphe duymaksızın inanmaya iter. Daha önce söylemiş olduğumuz gibi doğuştan fıtri olarak Allah&amp;#8217;a iman tabiatlarında vardır. <br />
<br />
Bir diğer önemli konu ise anne-babanın dine ve dini terminolojiye hakim olması ve bunu günlük hayatında sıkça kullanması, yine çocuğun Allah&amp;#8217;a olan ilgisini ve sevgisini bilinçaltında besleyecektir. Soyut düşünemeyen bu yaştaki çocuklara kısa ve eğlenceli hikayelerle birtakım kavramlar öğretilmelidir. Çocuk, şefkatin ne olduğunu güzel bir hikayeyle anlayabileceği gibi, merhamet, sevgi, yardımseverlik gibi kavramlar da Allah&amp;#8217;a adım adım ulaştıracak kavramlar olacak şekilde hikayeleştirilerek anlatılabilir. Peygamber Efendimiz&amp;#8217;in uygulamaları içerisinde Allah inancını verecek dualar, şiirler ve güzel cümlelerin çocuklara ezberletilmesi gibi yöntemler söylenebilir. Ayrıca hal dili ve ortamın çocuk üzerindeki tesirini de gösterme sadedinde Peygamberimiz&amp;#8217;in, torunu Hz. Ümame&amp;#8217;yi omzuna alarak namaz kıldığı esnada eğilirken onu yere bırakması, kalkarken de yeniden omzuna alması örnek olarak verilebilir. <br />
<br />
*** <br />
<br />
ÇOCUK, ALLAH&amp;#8217;I (cc) ETRAFINDA GÖRDÜĞÜ VARLIKLARA BENZETEBİLİR... (5-8 YAŞ DÖNEMİ) <br />
<br />
Zihinsel olgunlaşmayla birlikte 5-8 yaşlarındaki çocuklar, Allah&amp;#8217;a ilişkin hayal dünyalarında birtakım benzetme ve konumlandırmalar yapabilirler. Sadece anne-babasını yegane güçlü olarak düşünen çocuk, beş yaşından itibaren anne-babasının her şeye güçlerinin yetmediğini anlar ve kainattaki her şeye gücü yeten bir varlığın olduğunu hissedebilir. Ancak soyut düşünemediği Allah&amp;#8217;ı büyük bir insan, ilişki kurma ölçüsüne göre bir cami imamı ya da gördüğü herhangi büyük bir cisme benzetebilir. Bununla birlikte her ne kadar Allah&amp;#8217;ı (cc) bir konumla özdeşleştirse de O&amp;#8217;nun görünmez olduğunu 7-8 yaşlarında algılayabilir. <br />
<br />
Çocuklar çevrelerindeki her şey hakkında bir yorum yapabildikleri için doğa, insan ve kainattaki her varlıkla Allah&amp;#8217;ı (cc) ilişkilendirerek çocuğa hikayeler anlatılmalı ve örnekler verilmelidir. İnsanın zayıf, aciz ve sıkıntılı olduğunda Allah&amp;#8217;ın (cc) yardım edeceği ve sıkıntıları azaltacağı anlatılmalıdır. <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Çocuğa Allah&amp;#8217;ı anlatırken şunlara dikkat edin; <br />
<br />
* Çocuğun bulunduğu gelişim dönemi özellikleri iyi bilinmelidir. <br />
<br />
* Gelişim dönemi dikkate alınarak Allah&amp;#8217;tan (cc) bahsedilmelidir. <br />
<br />
* Allah&amp;#8217;a (cc) imanın fıtraten çocukta var olan bir durum olduğu bilinmelidir. <br />
<br />
* Çocuk soyut kavramları düşünemiyor diye bu mevzuları yok saymak yanlıştır. <br />
<br />
* Anne-babaların ev ortamında kullandıkları güzel cümlelerin çocuk tarafından gözlendiğini ve bunların onda şuuraltı oluşturduğunu bilmelidirler. <br />
<br />
* Akıcı konuşmaya başladığı dönemlerde çocukların sordukları tüm sorulara Allah&amp;#8217;la ilişki kurularak cevap verilmelidir. <br />
<br />
* Soyut kavramlarla ilgili hikaye ve masallar çocukların daha kolay algılamasını sağlar. <br />
<br />
* Anne-babanın manevi yaşantısına olan hassasiyetleri çocuk tarafından hissedilebilir. <br />
<br />
* Kainattaki gerçekleşen her bir olayla ilgili sordukları soruları Allah&amp;#8217;la (cc) ilişkilendirmek gerekir. <br />
<br />
* Gereksiz ayrıntı ve teferruata girilmemeli, genel şeyler söylenmelidir. <br />
<br />
* Çocuğun meraklı ve istekli olduğu anlar seçilerek bilgilendirme yapılmalıdır. <br />
<br />
* Allah&amp;#8217;la (cc) ilgili çocuğa antipatik gelebilecek gözdağı vermelere ya da terbiye edici olacağını düşündüğümüz korkutmalara sığınmamalıyız. <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Yazar:ERSİN TOKDEMİR / PSİKOLOJİK DANIŞMAN<br />
Kaynak:Zaman/Ailem <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Başarılı olmak için örnek ders çalışma programı</title>
		<description><![CDATA[Başarılı olmak için örnek ders çalışma programı<br />
<br />
Öğrenciler; gelecekte yaşamları sürdürmek istedikleri mesleği ne kadar erken seçerlerse, o kadar başarılı olurlar. Bunun için adaylar, beş yıl sonra ne yapmak istediklerini düşünmelidir. Bunu yaparken, yeteneklerini göz ardı etmemelidirler. <br />
<br />
Gelecekte ne yapmak istediğini, hedeflerini belirleyen öğrenci, hangi derslere ne kadar önem vermesi gerektiğini bildiğinden, kararsızlığa düşmez, vakit kaybetmez. <br />
<br />
Öğrenciler; hedeflerine ulaşmak için öncelikli olarak planlı çalışmalıdır. Çünkü; ders çalışma, plan ve program olmadan sürdürülemeyecek bir etkinliktir. Peki planlı çalışmak neden bu kadar önemli? Plan yapmak öğrenciye neler kazandırır? <br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan öğrenci, hedefine ulaşmak için izleyeceği yolu bildiğinden ruhen (vicdanen) rahat ve huzurludur. <br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan öğrenci, hangi derse ne kadar çalışacağını bildiğinden panik yapmaz. Bir derse çalışırken, aklı diğer derse kaymaz. Dikkati dağılmaz. <br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan ve odasına asan öğrenci, sürekli hedeflerini hatırlar ve hayatını disipline eder. <br />
<br />
* Ders çalışma programı yapan öğrenci &amp;#8216;Ne çalışacağım?&amp;#8217; diyerek kararsızlığa düşmez ve zaman kaybetmez. <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
PROGRAM NASIL HAZIRLANIR? <br />
<br />
Öncelikli olarak şu bilinmelidir. Ders çalışma programı, bireyseldir. Her adayın çalışma programı, birbirinden farklı olacaktır. Bu nedenle, bu konuda ancak bazı tavsiyeler verilebilir. Öğrenciler eve geliş ve yemek vakitlerini kendilerine göre ayarlayabilir. Ancak etüt ve molalar, birbirleriyle orantılı olmalı. Bir saat çalışan öğrenci; 10 dakika, bir buçuk saat çalışan öğrenci; 15 dakika, iki saat çalışan öğrenci, 20 dakika da dinlenir. Öğrenciler, dikkatlerini toplayabildikleri süreye göre bu etütlerden birisini tercih edebilirler. <br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
ÖRNEK PROGRAM <br />
<br />
15:00 Eve geliş <br />
<br />
15:00-16:00 Mola (yemek, dinlenme) <br />
<br />
16:00-17:30 Etüt <br />
<br />
17:30-17:45 Mola <br />
<br />
17:45-19:15 Etüt <br />
<br />
19:15-20:15 Akşam yemeği <br />
<br />
20:15-21:45 Etüt <br />
<br />
21:45-22:00 Mola <br />
<br />
22:00-23:30 Etüt <br />
<br />
23:30 Serbest zaman (kitap okuma, yatış) <br />
<br />
Verilen program, dershaneye ya da okula giden bir öğrenci esas alınarak hazırlanmıştır. Öğrenci eğer evde ise, sabah erken kalkmalı ve etütlerini buna göre ayarlamalıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Kaynak:Zaman/Ailem <br />
Yazar:Ebru Kodak / Rehberlik Uzmanı <br />
]]></description>
	</item>
	<item>
		<title>Etkili ders çalışma teknikleri</title>
		<description><![CDATA[Etkili ders çalışma teknikleri<br />
<br />
Öğrenmede iyi sonuç almanın yolu, çok çalışmak değil etkin ve yeterli çalışmaktır. <br />
<br />
Etkili çalışma sistemi, görsel işitsel veya dokunsal sistemlerden hangisine sahip olursa olsun her öğrencinin mutlaka yapmak zorunda olduğu stratejileri içermektedir. <br />
<br />
Başarılı öğrencilerin en önemli başarı sırları işte bunlardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Etkin dinle: Dersi derste hallet<br />
<br />
 <br />
<br />
 Etkin dinlemek demek, konsantre olarak dinlemek demektir. <br />
<br />
Derse güçlü bir şekilde odaklanmak için aşağıdaki pratik önerileri uygulayın. <br />
<br />
a-  Hangi dersi görüyorsanız, &amp;#8220;Şimdi fizik dersini dinliyorum, şimdi Türkçe dinliyorum&amp;#8221; diye telkinde bulunun. Çünkü daha iyi konsantre olmak için zihninizi şimdiye getirmeniz gerekir. <br />
<br />
b- Ders esnasında önemli yerlerin altını çizin ve en önemli bilgileri not edin. Not almak zihnin dağılmasını önler. <br />
<br />
c- Sırada dik oturun ve öğretmen ile göz teması kurun. Söylediklerine dikkatinizi verin. Öğretmenle göz teması kurarsanız zihniniz  öğretmenin söylediklerine daha çok odaklanır. Göz teması iletişiminizin kopmasını önler. <br />
<br />
 <br />
<br />
Eve gidince önce dinlenin. Dinlenmeden yapılan çalışmalarda sık sık konudan kopmalar meydana gelir. Konsantrasyonunuz çabuk bozulur. Aç iseniz midenizi tıka basa doldurmadan yemek yiyin. <br />
<br />
Saat kaç ile kaç arasında çalışacağınızı ve neler yapacağınızı  önceden belirleyin. <br />
<br />
Özellikle ders çalışma sorunu olan öğrenciler bu uygulamayı bir gün öncesinde uyumadan önce yaparlarsa ertesi gün daha kolay ders çalışırlar. Yani bir gün öncesinde uyumadan önce &amp;#8220;Yarın akşam saat 7, 10 arasında ders çalışacağım&amp;#8221; diye zihninizde belirlerseniz ve aynı düşünceyi ertesi gün sabah ve okul çıkışında da tekrarlarsanız zihninizi saat 7, 10 arasında ders çalışmaya bloke edersiniz. Çünkü zihninizde neyi tekrar ederseniz kendinizi o yönde yönlendirirsiniz. <br />
<br />
Aynı uygulamayı maç seyretmek ya da dizi izlemek için yapmıyor muyuz? <br />
<br />
 <br />
<br />
Şampiyonların anahtarı: Tekrar<br />
<br />
 <br />
<br />
Günlük tekrar yoksa başarı da yoktur.<br />
<br />
 <br />
<br />
Başarılı bütün öğrencilerin ortak olarak yaptıkları en önemli çalışma günlük tekrardır. <br />
<br />
Tekrar, öğrenilen bilginin pekiştirilmesini ve uzun hafızaya atılmasını sağlar. Tekrar edilmeyen bilgi, su üstüne yazı yazmak gibidir. Bununla birlikte  bir bilgiyi ilişkilendirme yapmadan papağan gibi tekrar etmek de etkisiz bir öğrenmedir. <br />
<br />
Özellikle yeni öğrendiğiniz bir bilgiyi uykudan önce yani o gün içerisinde tekrar etmezseniz  %50&quot;sini unutursunuz. Bir hafta içerisinde tekrar etmezseniz % 70&quot;ni unutursunuz. Geriye gördüğünüz gibi çok az bilgi kalıyor ki bu kadarcık bilgiyle hiçbir başarı elde edilmez.<br />
<br />
Günlük tekrarın yanında haftalık ve aylık tekrarlar da başarınızı zirveye zıkartır.<br />
<br />
Konu tekrarı yaparken önemli bilgilerin altını çizin ve en önemli bilgileri karalama şeklinde hızlı not alın. Ayrıca  mümkünse içinizden veya dışınızdan tekrar edin. Ya da konuyu bir arkadaşınıza anlatın. Böylelikle bilgiyi hem görsel hem dokunsal hem de işitsel olarak keydetmiş olursunuz. <br />
<br />
Çok yavaş özet çıkardığınızda farkında olmadan sadece &amp;#8220;kopyala yapıştır&amp;#8221; yapmaya başlarsınız.. Bu durumda, &amp;#8220;Şimdi şöyle güzelce özet çıkartayım sonra dönüp bakarım&amp;#8221; dersiniz ve öğrenmeyi ertelersiniz. Oysa öğrenmek tetikte olmak demektir. Bu nedenle &amp;#8220;şimdi yazıyorum şimdi öğreniyorum&amp;#8221; düşüncesiyle çalışmak gerekir.<br />
<br />
Ayrıca, çok yavaş yazdığınızda beyninizin çalışma hızı ile yazma hızınız arasındaki sürede boşluk meydana geldiği için bu sürede zihnin başka konulara kayması ve konsantrasyonun bozulması sorunu yaşanır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Öğrendiğiniz konularla ilgili sorular çözün.<br />
<br />
 <br />
<br />
Herhangi bir konuyu anlayıp anlamadığınızı nasıl bilirsiniz?<br />
<br />
&amp;#8220;Anladığımı hissederim&amp;#8221; dediğinizi duyar gibiyim. Ancak bunun yeterli olmadığını belirtmek isterim.<br />
<br />
Çünkü, bazı öğrenciler, anlamadığı halde &amp;#8220;İşlem tamam taraftara selam der&amp;#8221; ve anladığını zannederek dersi geçer. Buna &amp;#8220;erken anlama&amp;#8221; sorunu denir.<br />
<br />
Bazı öğrenciler de;  &amp;#8220;Off  be bir türlü anlayamıyorum&amp;#8221; diyerek tam olarak anladığını hissetmez. Buna da &amp;#8220;geç anlama&amp;#8221; sorunu denir.<br />
<br />
Oysa hissetmek, subjektif bir veridir ve bizi yanıltabilir. Anladığınızın ve öğrendiğinizin gerçek göstergesi sorulardır. Sorularda iyi iseniz anladığınızı hissetmeseniz de öğrenmişsiniz ve anlamışsınız demektir. Sorularda iyi değilseniz anladığınızı hissetseniz de eksiğiniz var demektir. <br />
<br />
Bu nedenle mutlaka tekrar eteğiniz konu ile ilgili soru çözmelisiniz. Ne kadar çok soru çözerseniz konuyu o kadar çok zihninizde netleştirirsiniz ve bilginizi kullanılabilir hale getirirsiniz. <br />
<br />
Ülkemizde öğrencilerin en büyük sorunlarından biri de çalıştığı bilgiyi tam olarak soruda kullanamamasıdır. Çünkü ezber sistem zihnin analitik ve kritik düşünmesini engeller. Bu nedenle çocuklar bildiği bilginin analizini ve kritiğini yapmakta zorlanırlar. Bu da yaratıcı zekayı öldürür. (Konumuz bu değil ama yeri gelmişken belirtmeden geçemedim)<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Ertesi gün göreceğin konulara genel olarak göz at.<br />
<br />
 <br />
<br />
 Öğrenmeyi harekete geçiren duygu meraktır. Merak duygusu ile öğrenme hem zevkli hem de çok kalıcıdır.  Merak, aynı zamanda dikkati bir noktaya odaklamayı sağlar. Bu çalışma, sadece &quot;hangi konuları göreceğim&amp;#8221; diye bir göz atma işlemidir. Detaylı bir çalışma değildir. Bu çalışmanın amacı işlenecek konular hakkında genel bir resme sahip olmaktır.<br />
<br />
 <br />
<br />
45 dakikada bir 15 dakika ara  <br />
<br />
 <br />
<br />
Der çalışırken mutlaka her 45 dakikada bir 15 dakika ara verin. Bunun çini bir koronmetre kullanmak çok faydalıdır. <br />
<br />
Her 45 çalışma süresinin son 4-5 dakikasında o süre içerisinde gördüğünüz konulara, önemli gördüğünüz  yerlere göz atın. <br />
<br />
Bu çalışma,  bilgiyi uzun hafızaya atmak açısından çok etkilidir. Aynı zamanda bilgiyi zihninizde daha net görmenizi, konular arasındaki ilişkileri daha iyi kurmanızı kolaylaştırır, genel resmi görmenizi sağlar. <br />
<br />
 <br />
<br />
Ara vermek çalışmanın bir parçasıdır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ara vermeden, kesintisiz, non-stop yapılan bütün çalışmalar verimsizdir.<br />
<br />
Çünkü ara vermek, hem odaklanma gücünü artırır hem de öğrenilen bilgileri entegre etmemizi sağlar. Aynı zamanda aralıklı olarak bıkmadan uzun süre çalışmamız için çok etkilidir.  İnsanlar ara vermeden çalıştıklarında belki 3-4 saat çalışabilirler ancak, ara vererek daha uzun soluklu çalışma imkanı elde ederler.<br />
<br />
Ayrıca 3-4 saatte, 1 veya 2 saatlik ara vermek de konsantrasyonu artırmak ve bıkmadan çalışmayı sağlamak için çok önemlidir.<br />
<br />
Ara verilmeden çalışıldığınızda, bilgileri daha çok karıştırırsınız, iki şıkka indirip yanlışı cevaplandırma oranınız artar. İlk 45 dakikadan sonra zayıf kaydetmeye başlarsınız. Çalıştığınızı zannedersiniz, ama etkisiz öğrenirsiniz.<br />
<br />
 <br />
<br />
Dinlenirken dinlen, çalışırken çalış.<br />
<br />
 <br />
<br />
İyi dinleme iyi bir çalışmayı getirir. Dinlenirken sadece dinlenin yani zihninizde konu veya soru olmasın, çalışırken de sadece çalışın.<br />
<br />
Dinlenirken dinlendirici müzikler dinleyin. Müzikler, mutlaka pozitif müzikler olmalı. Yani depresif müziklerden sigaradan uzak durduğunuz gibi uzak durun. Dinlenme süresinde asla televizyon izlemeyin. Çünkü bir saat televizyon seyretmek iki saat kitap okumak kadar beyni yorar.<br />
<br />
Çalışma masanızda değil başka bir yerde dinlenin.<br />
<br />
 <br />
<br />
İyi şeyler istemenin anlamı iyi şeyler vermektir<br />
<br />
 <br />
<br />
Günde kaç saat çalışmalı?<br />
<br />
.<br />
<br />
 &amp;#8220;Ne istiyorum&amp;#8221;un karşılığı &amp;#8220;ne fedakarlıkta bulunacağım&amp;#8221;dır.<br />
<br />
Bu nedenle iyi bir başarı için okuldan sonra en az 3 saat çalışmalısınız. Yani 3x45 dak. Bu performansın altındaki çalışmalar, karnelerde düşük not olarak geri döner. Bunun için sevgili dostlarım kalan şu zamanda lütfen kemerleri biraz sıkalım, biraz daha gayret ve sabır gösterelim.<br />
<br />
Bir sonraki yazımda ÖSS ve OKS için son dönemde nasıl çalışılmalı konusunu ele alacağım için ders çalışma programı ve saatlerini burada noktalıyorum&amp;#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Kaynak:İnternet Haber <br />
Yazar:Eftal ORHAN <br />
]]></description>
	</item>
</channel>
</rss>
